Sağlık hizmeti alırken veya bir tıbbi operasyon sonrasında gelişen hastane enfeksiyonları (nosokomiyal enfeksiyonlar), hastalar ile hekim ve hastane yönetimleri arasında sıkça hukuki uyuşmazlıklara konu olmaktadır. Tıbbi müdahale sonrasında enfeksiyon gelişmesi durumunda, ortaya çıkan bu tablonun önlenemez bir risk (komplikasyon) mi yoksa bir tıbbi hata ve ihmal (malpraktis) mi olduğu hususu, hukuki sorumluluğun belirlenmesinde temel kriterdir.
Hastane Enfeksiyonu Malpraktis mi, Komplikasyon mu?
Tıp hukukunda malpraktis ile komplikasyon arasındaki ayrım, hekimin ve sağlık kuruluşunun üzerine düşen mesleki ve idari yükümlülükleri eksiksiz yerine getirip getirmediği ile belirlenir. Tıbbi standartlara ve mevzuata tam uyum sağlanmasına rağmen engellenemeyen öngörülebilir riskler komplikasyon kabul edilirken; ihmal, tedbirsizlik veya özen eksikliği sonucu ortaya çıkan durumlar malpraktis olarak değerlendirilir.
Komplikasyon Olarak Kabul Edilen Durumlar
Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan rehberler uyarınca sterilizasyon, dezenfeksiyon ve enfeksiyon kontrol standartlarına eksiksiz uyulduğu, hastaya gerekli tüm önleyici tıbbi tedbirlerin uygulandığı ve müdahalenin güncel bilimsel verilere uygun yapıldığı hallerde gelişen enfeksiyonlar kural olarak komplikasyon sayılır. Bu tür durumlarda hekimin veya sağlık kuruluşunun tazminat sorumluluğu doğmaz.
Malpraktis (Hizmet Kusuru) Sayılan Durumlar
Aşağıdaki unsurların varlığı halinde hastane enfeksiyonu tıbbi malpraktis veya idarenin hizmet kusuru olarak nitelendirilir:
- Aseptik tekniklere ve sterilizasyon esaslarına uyulmaması,
- Ameliyathane, yoğun bakım veya hasta odalarının hijyen koşullarını taşımaması,
- Hastane Enfeksiyonları Kontrol Komitesi tarafından alınması zorunlu kılınan önlemlerin alınmaması,
- Enfeksiyon belirtilerinin zamanında fark edilmeyerek teşhis veya tedavide gecikilmesi,
- Uygun antibiyotik veya medikal tedavinin süresinde başlatılmaması.
Yargıtay İçtihatları ve İspat Yükü
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, sağlık kuruluşları ve hekimler hastaya karşı üstlendikleri özen ve sadakat borcu gereği enfeksiyon riskini en aza indirmekle yükümlüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun vekalet sözleşmesine ilişkin hükümleri uyarınca, hekim ve hastane yönetimi hastanın sağlığını korumak adına gerekli tüm tedbirleri almak zorundadır.
Hukuki yargılamalarda en kritik konulardan biri ispat yükü hususudur. Yargı kararları doğrultusunda, hijyen ve sterilizasyon standartlarının sağlandığını, gerekli enfeksiyon kontrol denetimlerinin yapıldığını ve mevzuata uyulduğunu ispat etme yükümlülüğü sağlık sunucusuna aittir. Tıbbi kayıtlarda sterilizasyon indikatör belgelerinin veya enfeksiyon komitesi raporlarının eksik bulunması, davanın hastalar lehine sonuçlanmasına zemin hazırlayabilir.
Hastanın Tazminat Hakları ve Hukuki Süreç
Hastane enfeksiyonu nedeniyle tedavisi uzayan, ek ameliyat geçirmek zorunda kalan veya kalıcı organ/fonksiyon kaybına uğrayan hastalar; Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir. Kamu hastanelerinde gerçekleşen vakalarda ise Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca ilgili idareye başvurularak “hizmet kusuru” sebebiyle idari yargıda tam yargı davası açılması gerekmektedir.
Tazminat miktarı hesaplanırken hastanın hastanede kalış süresi, ek tedavi masrafları, iş göremezlik derecesi ve yaşadığı elem ile ıstırap dikkate alınır. Enfeksiyon neticesinde vefat gerçekleştiğinde ise vefat edenin yakınları destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir.
Sonuç
Her hastane enfeksiyonu doğrudan bir malpraktis olarak kabul edilemeyeceği gibi, her enfeksiyon vakasını “komplikasyon” diyerek geçiştirmek de hukuken mümkün değildir. Somut olayda malpraktis bulunup bulunmadığı; hasta dosyalarının, sterilizasyon takip formlarının ve adli tıp kurulu raporlarının Sağlık Bakanlığı mevzuatı ışığında uzman bilirkişilerce incelenmesi sonucunda netleşmektedir.

Anahtar Kelime : hastane enfeksiyonu

