Tıbbi malpraktis (hekim veya sağlık kuruluşu hatası) nedeniyle zarar gören hastaların haklarını ararken karşılaştıkları en büyük hukuki engellerden biri “zamanaşımı” süresidir. Hukuk sistemimizde zamanaşımı, bir hakkın dava yoluyla talep edilebileceği kanuni süreyi ifade eder. Bu sürenin geçirilmesi halinde karşı taraf “zamanaşımı def’i” (borcu ödemekten kaçınma hakkı) ileri sürerek davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesini sağlayabilir. Bu nedenle malpraktis davalarında zamanaşımının nasıl hesaplanacağı, hem hastalar hem de hekimler açısından hayati bir öneme sahiptir.
Malpraktis Davalarında Zamanaşımı Süreleri Nasıl Belirlenir?
Malpraktis davalarında zamanaşımı süresi hesaplanırken sabit tek bir süre bulunmamaktadır. Sürenin tespiti; tedavinin yapıldığı sağlık kuruluşu ya da hekimin hukuki statüsüne (kamu veya özel) ve davanın dayandırıldığı hukuki sebebe göre değişiklik gösterir. Hukuki süreç temel olarak idari yargı ve adli yargı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
1. Devlet ve Üniversite Hastanelerinde Zamanaşımı (İdari Yargı)
Devlet hastanelerinde, eğitim ve araştırma hastanelerinde, üniversite hastanelerinde veya aile sağlığı merkezlerinde meydana gelen tıbbi hatalar “hizmet kusuru” kapsamında değerlendirilir. Anayasa’nın amir hükümleri uyarınca, bu durumlarda dava hekimin şahsına değil, doğrudan ilgili kamu kurumuna karşı idari yargıda açılır. Bu davaya hukuk dilinde “tam yargı davası” (zararın tazmini davası) denir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 13. maddesi uyarınca kamuya karşı dava açılmadan önce idari başvuru yapılması zorunlu bir yoldur. Bu kapsamda zamanaşımı süreleri şu şekilde hesaplanır:
- Zarar görenlerin, tıbbi hatayı ve bu hatadan kaynaklanan zararı öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde ilgili idareye (örneğin Sağlık Bakanlığına veya ilgili üniversite rektörlüğüne) yazılı başvuruda bulunması gerekir.
- Her halükarda, eylem tarihinden itibaren en geç 5 yıl içinde bu başvurunun yapılmış olması zorunludur.
- İdarenin başvuruyu tamamen veya kısmen reddetmesi ya da yasal süresi içinde cevap vermeyerek zımnen reddetmiş sayılması halinde, tebliğ tarihinden itibaren idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır.
2. Özel Hastanelerde ve Muayenehanelerde Zamanaşımı (Adli Yargı)
Özel hastaneler, tıp merkezleri ya da serbest çalışan hekimlerin muayenehanelerinde gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerde uyuşmazlıklar adli yargıda (genellikle Tüketici Mahkemelerinde) çözülür. Burada davanın dayandığı hukuki ilişki süreyi belirler:
- Vekalet Sözleşmesi: Teşhis ve tedavi gibi rutin tıbbi süreçler genel olarak vekalet sözleşmesi hükümlerine tabidir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 147/5 uyarınca vekalet sözleşmesine dayanan tazminat taleplerinde zamanaşımı süresi 5 yıldır.
- Eser Sözleşmesi: Burun estetiği, diş implantı veya saç ekimi gibi hekimin belirli bir sonucu garanti ettiği tıbbi müdahaleler Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında “eser sözleşmesi” olarak kabul edilir. Bu durumlarda da zamanaşımı süresi TBK gereğince 5 yıldır. Ancak hekimin ağır kusurlu olduğu durumlarda bu süre 20 yıla çıkmaktadır.
- Haksız Fiil: Hastanın izni dışında yapılan müdahaleler veya sözleşme dışı sorumluluk hallerinde haksız fiil hükümleri uygulanabilir. TBK m. 72 uyarınca zamanaşımı; zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve herhalde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır.
Uzamış Ceza Zamanaşımı Nedir?
Tıbbi malpraktis eylemi, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil ediyorsa (örneğin taksirle yaralama veya taksirle ölüme sebebiyet verme), hukuk davasındaki zamanaşımı süresi de değişebilir. TBK m. 72/1 uyarınca, ceza kanunlarının öngördüğü dava zamanaşımı süresi daha uzun ise, tazminat davasında da bu uzun süre (uzamış ceza zamanaşımı) uygulanır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için ceza mahkemesinde bir mahkumiyet kararı verilmiş olması şart değildir; fiilin suç teşkil etmesi yeterlidir. Ancak bu kural idari yargıda açılan davalarda uygulanmamaktadır.
Zamanaşımı Süresinin Başlangıcı Nasıl Tespit Edilir?
Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında en kritik unsur, sürenin “ne zaman” başlayacağıdır. Hukuken sürenin başlaması için zararın ve tıbbi hatanın “öğrenilmesi” gerekir. Tıbbi müdahalenin bittiği an her zaman öğrenme anı olarak kabul edilmez. Hastanın vücudundaki kalıcı hasarın (maluliyetin) kesinleştiği ve bu hasarın hekim hatasından kaynaklandığının netleştiği an (örneğin bir adli tıp kurulu raporu veya resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edildiği tarih) öğrenme anı olarak kabul edilir. Yargıtay içtihatları da sürenin başlangıcını, hastanın durumunun stabil hale geldiği ve zararın tam olarak algılanabilir olduğu an olarak belirlemektedir.
Özetle; malpraktis iddialarında zamanaşımı süreleri oldukça karmaşıktır ve her somut olayın kendine özgü koşullarına göre titizlikle hesaplanmalıdır. Hak kayıplarının önlenmesi adına, sürecin en başından itibaren uzman bir sağlık hukuku avukatından destek alınması büyük önem arz etmektedir.

Anahtar Kelime : malpraktis zamanaşımı hesaplama

