Ölümle Sonuçlanan Malpraktis Davasında Yakınların Hakları

Malpraktis sonucu ölüm yakın hakları malpraktis yakini haklari

Tıp biliminin tüm gerekliliklerine uyulmasına ve gerekli tüm özenin gösterilmesine rağmen, tıbbi müdahaleler her zaman olumlu sonuçlanmayabilir. Ancak meydana gelen olumsuz sonuç; bir hekimin veya sağlık çalışanının kusuru, ihmali, mesleki bilgisizliği ya da standart tıbbi uygulamalardan sapması nedeniyle oluşmuşsa ortada bir “tıbbi uygulama hatası” yani malpraktis durumu söz konusudur. Malpraktis vakalarının en ağır ve geri dönülemez sonucu ise şüphesiz hastanın yaşamını yitirmesidir. Ölümle sonuçlanan malpraktis durumlarında, hayatını kaybeden hastanın yakınlarının hukuki olarak sahip olduğu haklar ve bu hakların aranma yolları Türk hukuk sisteminde titizlikle düzenlenmiştir.

Malpraktis Nedeniyle Ölüm Halinde Talep Edilebilecek Maddi Tazminat Hakları

Ölümle sonuçlanan tıbbi hata vakalarında, vefat eden kişinin yakınları uğramış oldukları doğrudan ve dolaylı maddi zararların tazmin edilmesini talep edebilirler. Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında, ölüm halinde talep edilebilecek maddi tazminat unsurları temel olarak şu şekilde sınıflandırılmaktadır:

  • Cenaze Giderleri: Vefat eden kişinin defin işlemleri, nakil, mezar yeri alımı ve cenaze merasimi için yapılan tüm makul ve zorunlu masraflar bu kapsamda talep edilir.
  • Tedavi Giderleri: Eğer hasta ölümünden önce malpraktis nedeniyle bir süre hastanede yatmış veya ek tedaviler görmüşse, bu süreçte yapılan tüm hastane, ilaç, refakatçi ve bakım masrafları tazminat davasına konu edilebilir.
  • Çalışma Gücünün Azalmasından veya Yitirilmesinden Doğan Kayıplar: Ölüm aniden gerçekleşmemiş, hasta hata sonrasında belirli bir süre çalışamaz durumda kalmış ve ardından vefat etmişse, bu süreçteki kazanç kayıpları da maddi tazminat kapsamında talep edilir.
  • Destekten Yoksun Kalma Tazminatı: TBK m. 53 uyarınca, ölen kişinin sağlığında maddi destekte bulunduğu veya gelecekte bulunacağı muhtemel olan yakınları, bu desteğin yitirilmesi nedeniyle tazminat talep edebilirler. Bu tazminat türünde mirasçı olma şartı aranmaz; fiilen veya gelecekte farazi olarak ölenin desteğine muhtaç kalacak olan herkes bu hakkı ileri sürebilir.

Yakınların Manevi Tazminat Hakkı

Bir yakının tıbbi ihmal veya kusur sonucu kaybedilmesi, geride kalan aile bireyleri için tarifsiz bir psikolojik yıkım, acı ve keder kaynağıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 56 uyarınca, ölüm halinde ölenin yakınlarına, yaşadıkları derin duygusal yıpranmanın hafifletilmesi amacıyla uygun bir miktar manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da önemle vurgulandığı üzere; manevi tazminat bir zenginleşme aracı olmamakla birlikte, geride kalanların acısını bir nebze olsun dindirmeyi, bozulan ruhsal dengeyi ikame etmeyi ve adalete olan inancı pekiştirmeyi amaçlayan manevi bir tatmin aracıdır.

Ölümle Sonuçlanan Malpraktis Davasını Kimler Açabilir?

Hukuki açıdan maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı bulunan, “yakın” sıfatına haiz kişiler genel olarak şu şekilde gruplandırılabilir:

  • Ölen kişinin resmi nikahlı eşi ve çocukları,
  • Ölen kişinin anne ve babası,
  • Ölen kişinin kardeşleri,
  • Ölen kişinin sağlığında kendisinden düzenli olarak maddi destek aldığını somut delillerle ispat edebilen diğer aile üyeleri ya da bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler (örneğin nişanlısı veya velayet altındaki bakmakla yükümlü olduğu kişiler).

Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı Süreleri

Malpraktis davalarında hukuki sürecin hangi mahkemede yürütüleceği, tıbbi müdahalenin gerçekleştirildiği sağlık kuruluşunun kamusal veya özel nitelikte olmasına göre değişiklik gösterir:

Eğer ölüm olayı bir kamu hastanesinde, devlet üniversitesi hastanesinde veya aile sağlığı merkezinde gerçekleşmişse, bu durum idare hukuku anlamında bir “hizmet kusuru” teşkil eder. Anayasa’nın yerleşik hükümleri uyarınca kamu görevlilerinin kusurlarından dolayı doğrudan devlete karşı idari yargıda dava açılması gerekmektedir. Bu kapsamda, öncelikle Sağlık Bakanlığına veya ilgili kuruma idari başvuru yapılmalı, başvurunun reddi halinde ise İdare Mahkemelerinde tam yargı davası açılmalıdır.

Ölüm olayı özel bir hastanede, özel tıp merkezinde veya serbest çalışan bir hekimin muayenehanesinde meydana gelmişse, taraflar arasındaki ilişki genellikle bir “vekalet sözleşmesi” veya “haksız fiil” niteliğindedir. Bu durumda davalar, Tüketici Mahkemelerinde ya da genel görevli Asliye Hukuk Mahkemelerinde ikame edilir.

Zamanaşımı süreleri açısından, haksız fiil sorumluluğuna dayanılan özel hastane davalarında genel olarak zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süreleri uygulanır. Kamu hastanelerine karşı açılacak idari davalarda ise eylemin ve zararın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur.

Sonuç olarak; ölümle neticelenen tıbbi uygulama hataları hem cezai hem de hukuki boyutu olan, son derece hassas ve teknik süreçlerdir. Geride kalan yakınların hak kayıplarına uğramaması ve adaletin tecelli etmesi adına, yasal hak arama süreleri kaçırılmadan, alanında uzman bir sağlık hukuku avukatından profesyonel destek alarak sürecin takip edilmesi kritik bir öneme sahiptir.

Malpraktis sonucu ölüm yakın hakları
Anahtar Kelime : malpraktis yakini haklari

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız