Tıp biliminin hızla geliştiği günümüzde, hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının gerçekleştirdiği tıbbi müdahaleler her zaman arzulanan sonuçları vermeyebilir. Bu noktada, başarısız bir tedavinin veya beklenmedik bir sağlık sorununun “tıbbi uygulama hatası” (malpraktis) mı yoksa tıp biliminin doğal sınırları içindeki bir “komplikasyon” mu olduğunu ayırt etmek büyük bir hukuki önem taşır. Hem hekimler hem de hastalar açısından hak kayıplarının önüne geçilmesi, malpraktis kavramının ve bu hatanın hukuki şartlarının doğru anlaşılmasına bağlıdır.
Malpraktis (Tıbbi Uygulama Hatası) Nedir?
Malpraktis, Dünya Tabipler Birliği tarafından “hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri noksanlığı veya hastaya tedavi uygulamaması nedeniyle oluşan zarar” şeklinde tanımlanmaktadır. Türk hukukunda ise tıbbi uygulama hatası; hekimin, tıp biliminin güncel kurallarına, mesleki standartlara ve özen borcuna aykırı davranarak hastaya zarar vermesidir.
Malpraktisi, “izin verilen risk” sınırları içinde kalan ve tüm tıbbi kurallara uyulsa dahi önlenemeyen olumsuz sonuçlar olan komplikasyon kavramından ayıran en temel unsur, hekimin süreçteki kusuru ve özen eksikliğidir. Tıbbi standartlara uygun davranılmasına rağmen ortaya çıkan öngörülemez ve önlenemez zararlardan hekim sorumlu tutulamazken, standart dışı uygulamalar malpraktis teşkil eder.
Tıbbi Uygulama Hatasının Hukuki Şartları
Bir tıbbi müdahaleden dolayı hekimin veya sağlık kuruluşunun hukuki (tazminat) sorumluluğunun doğabilmesi için belirli şartların bir arada bulunması gerekir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde haksız fiil ve vekalet sözleşmesi hükümlerine dayanan bu şartlar şunlardır:
1. Hukuka Aykırı Bir Tıbbi Fiil
Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için hastanın aydınlatılmış onamının (rızasının) alınması ve müdahalenin tıp biliminin güncel kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Hekimin teşhis, tedavi veya bakım aşamalarında tıp standartlarından sapması, yanlış ilaç reçete etmesi veya ameliyat sırasında gerekli dikkat ve özeni göstermemesi hukuka aykırı fiili oluşturur.
2. Zararın Meydana Gelmesi
Hukuki sorumluluğun doğması için sadece hatanın yapılmış olması yetmez; bu hata sonucunda hastanın bedensel veya ruhsal bütünlüğünün zarar görmüş olması ya da maddi bir kayba uğraması gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca, zarar görmeyen bir kişinin sadece hatalı eyleme dayanarak tazminat talep etmesi mümkün değildir. Zarar; maddi (tedavi masrafları, kazanç kaybı vb.) veya manevi (yaşanan derin acı, elem ve ızdırap) boyutlarda olabilir.
3. Hekimin Kusurlu Olması
Hukuki sorumluluğun temel taşlarından biri kusurdur. Kusur; kast, ihmal veya tedbirsizlik şeklinde ortaya çıkabilir. Tıbbi uygulama hatalarında genellikle ihmal ve tedbirsizlik şeklindeki kusurlarla karşılaşılır. Hekim, mesleğinin gerektirdiği azami dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür.
4. İlliyet Bağı (Neden-Sonuç İlişkisi)
Meydana gelen zarar ile hekimin hatalı davranışı arasında doğrudan ve kesintisiz bir neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Yani, oluşan zarar, hekimin hatalı eylemi olmasaydı gerçekleşmeyecek bir zarar olmalıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, illiyet bağının bulunmadığı veya kesildiği durumlarda hekimin ya da hastanenin hukuki sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
Hekimin Özen Borcu ve Yargıtay’ın Yaklaşımı
Hekim ile hasta arasındaki ilişki özel hastanelerde genellikle bir vekalet sözleşmesi niteliğindedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesi uyarınca, vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin yararına ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere, hekim mesleki faaliyetlerini yürütürken en hafif kusurundan dahi sorumludur. Hekim, hastanın durumunu titizlikle incelemeli, tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına uygun kararlar almalı ve tedavi sürecinde gerekli tüm dikkat ve özeni göstermelidir. Hafif bir dikkatsizlik dahi hukuki sorumluluğun doğması için yeterli kabul edilmektedir.
Sonuç
Tıbbi uygulama hataları (malpraktis) ile komplikasyonlar arasındaki ince çizgi, tıbbi ve hukuki uzmanlık gerektiren hassas bir konudur. Hak kaybına uğranılmaması adına, sürecin her iki tarafı olan hastalar ve hekimler için hukuki şartların titizlikle analiz edilmesi gerekir. Bir zarar durumunda sorumluluğun tespiti; hukuki şartların varlığına ilişkin uzman bilirkişi incelemeleri ve yerleşik yargı kararları doğrultusunda netleştirilmelidir.

Anahtar Kelime : tibbi uygulama hatasi

