Diş tedavileri, modern tıbbın ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte oldukça güvenli hale gelmiş olsa da cerrahi müdahalelerin doğası gereği bazı riskler barındırmaktadır. Bu risklerin en önemlilerinden biri de tedavi sırasında meydana gelebilecek sinir hasarlarıdır. Özellikle yirmi yaş diş çekimleri, implant uygulamaları ve kanal tedavileri sonrasında hastaların dilde, çenede veya dudakta his kaybı (uyuşukluk) yaşaması sıklıkla karşılaşılan hukuki ve tıbbi uyuşmazlıkların başında gelir. Peki, diş tedavisinde meydana gelen sinir hasarı her durumda bir hekim hatası (malpraktis) mıdır, yoksa tıbbi bir komplikasyon olarak mı değerlendirilmelidir?
Diş Tedavisinde Sinir Hasarı Nedir ve Nasıl Oluşur?
Diş hekimliğinde cerrahi işlemler sırasında sıklıkla alt çene kemiğinin içinden geçen “nervus alveolaris inferior” (alt çene siniri) ve dilin duyusunu sağlayan “nervus lingualis” (dil siniri) risk altındadır. İmplantın sinir kanalına gereğinden fazla yerleştirilmesi, diş çekimi sırasında köklerin sinire baskı yapması veya anestezi iğnesinin doğrudan sinire isabet etmesi gibi nedenlerle sinir hasarı meydana gelebilmektedir. Bu durum hastada geçici veya kalıcı his kaybına, karıncalanmaya veya ağrıya yol açabilir.
Tıbbi Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı
Hukuki açıdan en kritik soru, yaşanan sinir hasarının “komplikasyon” mu yoksa “malpraktis” mi olduğudur. Tıp biliminin kabul ettiği, her türlü özene ve standart uygulamaya rağmen önlenemeyen riskler komplikasyon olarak adlandırılır. Hekimin standartlara aykırı davranması, bilgi ve beceri eksikliği veya özen yükümlülüğünü ihlal etmesi ise malpraktis (tıbbi uygulama hatası) teşkil eder.
- Komplikasyon Yönetimi: Bir riskin komplikasyon sayılabilmesi için hekimin hastayı işlem öncesinde olası riskler hakkında detaylıca bilgilendirmiş olması (Aydınlatılmış Onam) ve risk gerçekleştiğinde süreci tıbbi standartlara uygun şekilde yönetmiş olması gerekir.
- Özen Borcunun İhlali: Eğer diş hekimi, tedavi öncesinde gerekli radyolojik tetkikleri (panoramik röntgen veya üç boyutlu tomografi) yapmadan işleme başlamışsa ve bu ihmal sebebiyle sinir hasarı oluşmuşsa, ortada açık bir malpraktis söz konusudur.
Yargıtay İçtihatları ve Hukuki Dayanaklar
Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesi (Vekilin Özen Borcu) uyarınca, diş hekimleri ile hastaları arasındaki ilişki genellikle vekalet sözleşmesi hükümlerine tabidir. Bu doğrultuda hekim, hastasına karşı en hafif kusurundan dahi sorumludur. Hekim, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken mesleki bilgi ve deneyiminin gerektirdiği tüm özen derecesini göstermekle yükümlüyür.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, hekimin tanı ve tedavi aşamasında modern tıp biliminin gerektirdiği tüm önlemleri alıp almadığı titizlikle incelenmektedir. Yargıtay kararlarına göre, aydınlatılmış onam formunun usulüne uygun şekilde alınmamış olması veya hastanın tedavi sonrasındaki şikayetlerinin hekim tarafından göz ardı edilerek gerekli sevk ve tedavi süreçlerinin başlatılmaması, komplikasyon sınırını aşarak hekimin hukuki sorumluluğunu (malpraktis) doğurmaktadır.
Sinir Hasarı Durumunda Hukuki Süreç Nasıl İşler?
Diş tedavisinde sinir hasarına maruz kaldığını ve bu durumun bir hekim hatasından kaynaklandığını düşünen hastaların izlemesi gereken yasal adımlar şunlardır:
- Delillerin Tespiti: Tedaviye ilişkin tüm epikriz raporları, rıza formları, işlem öncesi ve sonrası çekilen röntgen ile tomografi görüntüleri eksiksiz şekilde talep edilmelidir.
- Adli Tıp ve Bilirkişi İncelemesi: Hukuki süreçte mahkeme veya savcılık, yaşanan hasarın tıbbi standartlara aykırılıktan mı yoksa öngörülemeyen bir komplikasyondan mı kaynaklandığını tespit etmek üzere Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ana bilim dallarından bilirkişi raporu talep eder.
- Tazminat Davaları: Kusurun tespiti halinde, Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri (TBK m. 49 vd.) çerçevesinde maddi ve manevi tazminat davası ikame edilebilir. Bu davalarda tedavi masrafları, iş gücü kaybı ve yaşanan psikolojik yıpranma tazmin edilir.
Sonuç ve Değerlendirme
Diş tedavisinde meydana gelen her sinir hasarı doğrudan malpraktis teşkil etmez. Ancak hekimin teşhis, planlama, uygulama ve tedavi sonrası takip aşamalarındaki ihmalleri, bu durumu hukuki bir sorumluluğa dönüştürür. Hem hastaların hak kaybına uğramaması hem de hekimlerin haksız iddialarla karşılaşmaması adına sürecin uzman bir sağlık hukuku avukatı eşliğinde, objektif tıp verileriyle yürütülmesi büyük önem arz etmektedir.

Anahtar Kelime : sinir hasari malpraktis

