Hekim ve Hasta İlişkisinde Güven ve Doğru Bilgi Paylaşımı
Tıbbi müdahalelerin başarısı, hekim ile hasta arasında kurulan güçlü bir iletişim ve karşılıklı güvene dayanır. Hukuki açıdan hekim-hasta ilişkisi, çoğunlukla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında bir vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Bu sözleşme gereği hekim, hastanın sağlığı için gerekli tüm özen ve dikkati göstermekle yükümlüdür. Ancak teşhis ve tedavinin doğru yönetilebilmesi, yalnızca hekimin mesleki bilgisiyle sınırlı değildir; hastanın kendi sağlık geçmişine dair verdiği bilgilerin doğruluğu da hayati önem taşır. Peki, hastanın geçmiş hastalıklarını, kullandığı ilaçları veya alerjilerini eksik bildirmesi, ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlarda hekimin sorumluluğunu nasıl etkiler?
Hukuki Açıdan Hastanın Bilgi Verme Yükümlülüğü
Hasta Hakları Yönetmeliği ve Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı (objektif iyi niyet), hastaya da belirli ödevler yükler. Tedavi sürecinin aktif bir parçası olan hasta, hekimin doğru teşhis koyabilmesi için kendisinden istenen bilgileri eksiksiz sunmalıdır. Hastanın bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, tıp hukukunda “iş birliği yükümlülüğünün ihlali” olarak kabul edilir.
Hekim, tedaviye başlamadan önce hastanın tıbbi geçmişini sorgulamak (anamnez almak) ile yükümlüdür. Ancak hekimin bu sorgulamayı usulüne uygun yapmasına rağmen hastanın bilerek veya ihmal sonucu eksik bilgi vermesi durumunda, hekimin hukuki sorumluluğu doğrudan etkilenir.
Eksik Bilgi Vermenin Hekimin Sorumluluğuna Etkisi
Hastanın eksik bilgi vermesi, hekimin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırabileceği gibi, tazminat miktarında indirime gidilmesine de yol açabilir. Bu durum borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde başlıca iki şekilde karşımıza çıkar:
- İlliyet Bağının Kesilmesi: Bir zarardan dolayı hekimin sorumlu tutulabilmesi için, yapılan tıbbi eylem ile meydana gelen zarar arasında bir neden-sonuç ilişkisinin, yani illiyet bağının bulunması gerekir. Eğer meydana gelen olumsuz sonuç (örneğin ağır bir alerjik reaksiyon veya ilaç etkileşimi), tamamen hastanın gizlediği bir bilgiden kaynaklanmışsa ve hekimin tüm özenine rağmen bu durumu öngörmesi mümkün değilse, illiyet bağı kesilir ve hekimin hukuki sorumluluğu doğmaz.
- Müterafık (Ortak) Kusur İndirimi: Eğer meydana gelen zararda hem hekimin uygulama hatası hem de hastanın bilgi saklaması rol oynamışsa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi (zarar görenin kusuru) devreye gerer. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, hastanın kendi kusuruyla zararın doğmasına sebebiyet vermesi halinde, hekimin ödeyeceği tazminat miktarında kusur oranına göre indirim yapılır.
Yargıtay İçtihatları Işığında İspat Yükü Kimdedir?
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, hekimin özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği değerlendirilirken hastanın tutumu da göz önünde bulundurulur. Hekimin, hastadan gerekli bilgileri aldığını ispat etmesi gerekir. Bu aşamada en önemli delil unsuru, hastanın imzaladığı aydınlatılmış onam formu ve yazılı anamnez formlarıdır.
Eğer hekim, formda ilgili soruları sormuş ve hasta bu sorulara “yoktur” şeklinde beyanda bulunarak imza atmışsa, ispat yükü hekim tarafından yerine getirilmiş sayılır. Hastanın bu beyanının aksine bir durumun varlığı halinde, dürüstlük kuralına aykırı davranan hastanın hekimden tazminat talep etmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.
Sonuç
Tıp hukukunda hekimin sorumluluğu kusura ve özen yükümlülüğünün ihlaline dayanır. Hastanın eksik veya yanlış bilgi vermesi, hekimin teşhis ve tedavi sürecindeki özenini doğrudan sabote eden bir unsurdur. Hekimlerin hukuki riskleri önlemek adına anamnez süreçlerini titizlikle yürütmesi ve yazılı kayıt altına alması gerekirken; hastaların da kendi sağlıklarını korumak adına hekimle tam bir dürüstlük içinde iş birliği yapması yasal bir zorunluluktur.

Anahtar Kelime : eksik bilgi verme

