Hastaya Hangi Risklerin Açıklanması Gerekir?

Hastanın tedavi bilgilerini dinlemesi risklerin aciklanmasi

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluğu, hastanın özgür iradesiyle verdiği rızaya dayanır. Bir rızanın hukuken geçerli olabilmesi için ise hastanın, uygulanacak işlem ve bu işlemin olası sonuçları hakkında tam ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmesi gerekir. Hukukta “aydınlatılmış onam” olarak adlandırılan bu süreç, hekimin en temel yasal yükümlülüklerinden biridir. Peki, tıbbi müdahale öncesinde hastaya hangi risklerin açıklanması gerekir? Mevzuat ve yargı kararları bu konuda nasıl bir sınır çizmektedir?

Aydınlatılmış Onamın Yasal Dayanağı

Türk hukukunda hastanın bilgilendirilmesi ve rızasının alınması, anayasal ve yasal güvenceler altındadır. Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 24. maddesi gereğince kişilik haklarına yapılan müdahaleler hukuka aykırıdır; ancak rıza bu aykırılığı ortadan kaldırır. Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan Hasta Hakları Yönetmeliği hekimin hastayı aydınlatma borcunu detaylı şekilde düzenler. Bu doğrultuda hekim, hastanın anlayabileceği bir dilde ve uygun ortamda bilgilendirme yapmakla yükümlüdür.

Hastaya Açıklanması Gereken Temel Riskler

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünün kapsamı, her somut olayın özelliğine, uygulanacak tedavi yöntemine ve hastanın durumuna göre değişiklik gösterir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve tıbbi etik kuralları çerçevesinde hastaya açıklanması zorunlu olan riskler şu şekilde sınıflandırılabilir:

  • Tipik ve Sık Görülen Riskler: Müdahalenin doğası gereği ortaya çıkma olasılığı yüksek olan, tıbbın olağan karşıladığı tüm yan etki ve risklerin hastaya aktarılması gerekir. Örneğin, ameliyat sonrası geçici ağrılar veya hafif enfeksiyon riskleri bu gruptadır.
  • Atipik ve Nadir Fakat Ciddi Riskler: Görülme sıklığı çok düşük olsa dahi, gerçekleşmesi durumunda hastanın yaşamını veya yaşam kalitesini doğrudan tehdit edebilecek ciddi risklerin (felç, ölüm, organ kaybı vb.) mutlaka açıklanması gerekir. Yargıtay içtihatlarında, riskin gerçekleşme ihtimali düşük olsa bile, sonucun ağırlığı nedeniyle bu tür risklerin aydınlatma kapsamında olduğu vurgulanmaktadır.
  • Alternatif Tedavi Yöntemleri ve Riskleri: Hastaya önerilen tedavinin yanı sıra, alternatif seçenekler, bu seçeneklerin başarı şansları ve taşıdıkları riskler de anlatılmalıdır. Hastanın, seçenekler arasında bilinçli bir tercih yapabilmesi sağlanmalıdır.
  • Tedavinin Reddedilmesi Durumunda Ortaya Çıkacak Riskler: Hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi halinde karşılaşabileceği sağlık sorunları ve hastalığın seyri net bir şekilde açıklanmalıdır.
  • Yaşam Tarzına Etkileri: Yapılacak müdahalenin hastanın günlük aktivitelerine, beslenme düzenine veya mesleğini icra etmesine engel teşkil edip etmeyeceği gibi sosyal ve fiziksel sonuçlar da bildirilmelidir.

Yargıtay İçtihatlarında Aydınlatma ve İspat Yükümlülüğü

Sağlık hukukunda en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, aydınlatma yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilip getirilmediğidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, hastanın usulüne uygun şekilde aydınlatıldığını ve rızasının alındığını ispat yükümlülüğü hekime ve sağlık kuruluşuna aittir. Sözleşme hukuku prensipleri ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri çerçevesinde, hekimin özen borcu aydınlatma yükümlülüğünü de kapsar. Sadece matbu ve genel ifadeler içeren formların imzalatılması, hukuken geçerli bir aydınlatma yapıldığı anlamına gelmez. Formların, somut tıbbi müdahaleye özgü riskleri barındırması şarttır.

Aydınlatma Yükümlülüğünün İstisnaları

Hukuk sistema, bazı zorunlu hallerde aydınlatma yükümlülüğüne istisnalar tanımıştır. Bu durumlar son derece sınırlıdır:

  • Acil Durumlar: Hastanın yaşamını veya hayati bir organını kaybetme tehlikesinin bulunduğu, bilincinin kapalı olduğu ve yakınlarına ulaşılamayan acil durumlarda tıbbi müdahale rıza aranmaksızın gerçekleştirilebilir.
  • Terapötik Ayrıcalık: Risklerin açıklanmasının hastanın psikolojik durumunu tedaviyi imkansız kılacak derecede bozacağı öngörülüyorsa, bilgi verme yükümlülüğü ölçülü şekilde sınırlandırılabilir. Ancak bu durumun çok istisnai olduğu ve titizlikle değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Sonuç

Tıbbi müdahale öncesinde hastanın doğru ve eksiksiz bilgilendirilmesi, yalnızca hasta haklarının korunması açısından değil, aynı zamanda hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının olası malpraktis (tıbbi uygulama hatası) davalarında hukuki sorumluluktan kaçınabilmeleri açısından da hayati öneme sahiptir. Hekimlerin, her hasta için kişiselleştirilmiş bir aydınlatma süreci yürütmesi ve bunu usulüne uygun şekilde kayıt altına alması gerekmektedir.

Hastanın tedavi bilgilerini dinlemesi
Anahtar Kelime : risklerin aciklanmasi

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız