Tıbbi uygulama hatalarından doğan hukuk ve ceza davalarında (malpraktis), yargı organlarının çözmekte en çok zorlandığı konu tıbbi bilgi ve tecrübe gerektiren hususlardır. Hakimlerin tıp bilimi gerektiren konularda doğrudan hukuki değerlendirme yapması mümkün olmadığından, bilirkişi incelemesi malpraktis davalarının en kritik ve belirleyici aşamasını oluşturmaktadır. Hem hastalar hem de hekimler açısından davanın seyrini doğrudan etkileyen bu süreç, tıbbi hatanın varlığını ve kapsamını nesnel kriterlerle tespit etmeyi amaçlar.
Bilirkişi İncelemesinin Hukuki Dayanağı
Tıbbi malpraktis iddialarında bilirkişi incelemesine başvurulması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266. maddesi uyarınca yasal bir zorunluluk niteliğindedir. İlgili kanun maddesine göre hakim, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının hukuki sorumluluğu değerlendirilirken ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49. maddesi çerçevesinde haksız fiil sorumluluğu ve TBK’nın vekalet sözleşmesine ilişkin hükümleri (TBK m. 506) esas alınır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere; bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılıp sayılmayacağı, hekimin özen borcunu yerine getirip getirmediği ve ortaya çıkan olumsuz sonucun tıp bilimi kurallarına uygun olup olmadığı ancak uzman bir bilirkişi heyeti tarafından değerlendirilebilir.
Malpraktis Davalarında Bilirkişi Heyeti Nasıl Oluşturulur?
Tıbbi malpraktis iddialarında tek bir uzmanın görüşü genellikle yeterli kabul edilmez. Davanın niteliğine göre inceleme yapacak merci ve heyet şu şekilde belirlenmektedir:
- Adli Tıp Kurumu (ATK): Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulları, tıbbi hata iddialarında sıklıkla görüşüne başvurulan resmi kurumların başında gelir.
- Üniversitelerin Tıp Fakülteleri: Mahkemeler, olayın gerçekleştiği uzmanlık dalına göre üniversitelerin ilgili ana bilim dallarında görev yapan öğretim üyelerinden oluşan bağımsız bir heyet görevlendirebilir.
- Uzman Bilirkişi Heyetleri: İddia edilen malpraktis konusu birden fazla tıp disiplinini ilgilendiriyorsa (örneğin hem cerrahi hem de anestezi uzmanlığı gerektiriyorsa), multidisipliner bir akademisyen heyeti oluşturulur.
Bilirkişi İncelemesinde Hangi Kriterler Değerlendirilir?
Bilirkişi heyeti inceleme yaparken sadece hasta dosyalarını değil, sürecin tamamını kapsayan somut verileri esas alır. İnceleme esnasında şu temel kriterler göz önünde bulundurulur:
1. Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı
Bilirkişi raporunun en hayati kısmını bu ayrım oluşturur. Tıp biliminde her türlü özene rağmen önlenemeyen riskler komplikasyon olarak değerlendirilirken; hekimin mesleki standartlara uymaması, tecrübesizliği, özen eksikliği veya yanlış müdahalesi malpraktis (tıbbi uygulama hatası) olarak nitelendirilir. Tıbbi müdahale sonrasında gelişen olumsuz tablo, usulüne uygun yönetilmiş bir komplikasyon ise hekimin hukuki sorumluluğundan bahsedilemez.
2. Tıbbi Standart ve Özen Borcu
Hekimin müdahale anındaki tıp biliminin ulaştığı seviyeye ve güncel tanı-tedavi protokollerine uygun hareket edip etmediği incelenir. Yargıtay içtihatlarına göre, hekim en hafif kusurundan dahi sorumlu olduğundan, gösterilmesi gereken mesleki özen seviyesi yüksek tutulur.
3. Aydınlatılmış Onam (Hasta Rızası)
Hastaya yapılan müdahale öncesinde risklerin, alternatif tedavi yöntemlerinin ve olası sonuçların anlatılıp anlatılmadığı, Sağlık Bakanlığı mevzuatı ve Hasta Hakları Yönetmeliği’ne uygun bir şekilde onam alınıp alınmadığı bilirkişilerce denetlenir.
4. Tıbbi Kayıtlar ve Belge İncelemesi
Hasta dosyası, ameliyat notları, epikriz raporları, hemşire gözlem formları ve yapılan tetkikler detaylıca taranır. Eksik veya usulüne uygun tutulmayan tıbbi kayıtlar, yargılama sürecinde hekim ve hastane aleyhine değerlendirilebilmektedir.
Bilirkişi Raporuna İtiraz ve Yargıtay’ın Denetim Standardı
Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanıp mahkemeye sunulan rapor taraflara tebliğ edilir. HMK hükümleri uyarınca, raporun eksik, yetersiz, çelişkili veya bilimsel dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle tarafların rapora itiraz hakkı bulunmaktadır.
Yargıtay’ın emsal kararlarında belirtildiği üzere; bilirkişi raporları mahkeme açısından kesin delil niteliğinde olmayıp, hakimi bağlamayan takdiri bir delildir. Ancak hakim, raporun gerekçeli, açık, şüpheden uzak ve taraf itirazlarını karşılar nitelikte olup olmadığını denetlemekle yükümlüdür. Raporda çelişkiler mevcutsa veya tıp biliminin gerekleri yeterince açıklanmamışsa, mahkemece çelişkiyi giderecek yeni ve üst bir bilirkişi heyetinden ek veya yeni bir rapor alınması yasal bir zorunluluktur.
Sonuç
Malpraktis davalarında bilirkişi incelemesi; tıp bilimi ile hukuk kurallarının kesiştiği, davanın kaderini doğrudan belirleyen en temel safhadır. Hem hastaların mağduriyetinin giderilmesi hem de hekimlerin haksız iddialara karşı korunması, tıp etiğine ve hukuka uygun, detaylı ve tarafsız hazırlanmış bilirkişi raporları ile mümkündür.

Anahtar Kelime : bilirkişi incelemesi malpraktis

