Yaşam Sonu Tedavi Kararlarında Hekimin Hukuki Sorumluluğu

Yaşam sonu tedavi kararları hekim sorumluluğu hekim hukuki sorumluluk

Modern tıbbın sunduğu imkânlar, yaşamı uzatma kapasitesini artırırken terminal dönemdeki (yaşamının sonuna gelmiş) hastaların tedavi süreçlerinde ciddi hukuki ve etik tartışmaları beraberinde getirmektedir. Yaşam sonu tedavi kararları; yaşam destek ünitelerinin bağlı kalması, tıbbi müdahalenin kesilmesi veya yararsız tedavinin (tıbbi anlamsızlık) sonlandırılması gibi kritik süreçleri kapsar. Bu süreçte hekimlerin üstlendiği hukuki sorumluluk, hasta hakları ile tıbbi deontoloji kuralları arasındaki hassas dengede şekillenmektedir.

Türk Hukuk Sisteminde Yaşam Sonu Kararları ve Ötanazi Yasağı

Türk hukuk mevzuatında yaşam hakkı, Anayasa’nın 17. maddesi güvencesi altındadır. Bu doğrultuda, hastanın hayatına aktif olarak son verilmesi anlamına gelen ötanazi kesin olarak yasaklanmıştır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 25. maddesi uyarınca tıbbi gerekçeler ne olursa olsun ötanazi uygulaması yapılamaz ve bu yöndeki talepler yerine getirilemez. Ötanazi uygulayan hekimler, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında kasten öldürme suçu hükümleriyle karşı karşıya kalır.

Buna karşın, hastanın bilincinin açık olduğu durumlarda tedaviyi reddetme veya durdurulmasını talep etme hakkı bulunmaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24. maddesi hastaya, rızasını geri alma ve tedaviyi reddetme imkânı tanır. Ancak terminal dönemdeki ve bilinci kapalı bir hastada yaşam desteğinin çekilmesi, pasif ötanazi tartışmalarını doğurmaktadır. Mevzuatımızda pasif ötanaziye ilişkin açık bir kanuni düzenleme bulunmadığından, hekimlerin bu husustaki kararları tıp bilimi standartları ve genel hukuki ilkeler ışığında değerlendirilir.

Hekimin Sadakat ve Özen Borcu

Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki, yargı kararlarında genel olarak vekâlet sözleşmesi hükümleriyle açıklanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 506. maddesi uyarınca hekim, üstlendiği vekâlet görevini sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Hekimden beklenen özen, benzer şartlar altındaki uzman ve tedbirli bir hekimin göstermesi gereken mesleki davranış standardıdır.

Yaşam sonu süreçlerinde tıp bilimince “tıbbi yararsızlık” (futility) olarak kabul edilen durumlar ortaya çıkabilir. Beyin ölümü gerçekleşmiş veya iyileşme ümidi bilimsel olarak kalmamış vakalarda, sadece yaşam fonksiyonlarını makineye bağlı sürdürmenin hastaya fayda sağlamadığı tıp konseylerince tespit edilebilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, tıp biliminin kabul ettiği kurallara uygun şekilde ve multidisipliner bir yaklaşımla alınan tıbbi kararlarda hekimin özen borcunu ihlal ettiğinden söz edilemez.

Hekimin Hukuki ve Ceza Sorumluluğunun Boyutları

Yaşam sonu tedavi kararlarında hekimin sorumluluğu ceza hukuku ve özel hukuk boyutlarıyla incelenir:

  • Ceza Sorumluluğu: Müdahalenin hukuka aykırı şekilde kesilmesi veya tıbbi ihmal durumunda, TCK m. 83 çerçevesinde “Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi” veya TCK m. 85 uyarınca “Taksirle Öldürme” suçları gündeme gelebilir. Kararın bilimsel kurullarca alınması ve belgelenmesi ceza sorumluluğunu bertaraf eden en önemli unsurdur.
  • Hukuki (Tazminat) Sorumluluğu: TBK m. 49 ve devamında düzenlenen haksız fiil ile TBK m. 506’daki özen borcunun ihlali sebebiyle hasta yakınları maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilir. Malpraktis iddiasının kabulü için hekimin kusuru, zararın mevcudiyeti ve illiyet bağı aranır.

Hukuki Riskleri Azaltmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yaşam sonu kararlarında hem hekimlerin hukuki güvenliğini sağlamak hem de hastanın insan onuruna yaraşır bir süreç geçirmesini temin etmek adına şu hususlara özen gösterilmelidir:

  • Multidisipliner Konsey Kararı: Kritik kararlar tek bir hekim tarafından değil, ilgili branş uzmanlarından oluşan sağlık kurulu veya tıp konsenyüsi tarafından oy birliği veya çoğunluğu ile alınmalı ve tutanağa bağlanmalıdır.
  • Detaylı Aydınlatma ve Onam: Hastanın bilinci açıksa kendisinden, kapalıysa yasal temsilcilerinden (vasi veya yakınlarından) kapsamlı ve yazılı aydınlatılmış onam alınmalıdır.
  • Eksiksiz Belgelendirme: Hastanın klinik tablosu, uygulanan tedaviler, tıbbi gerekçeler ve yapılan bilgilendirmeler hasta dosyasına eksiksiz işlenmelidir. Yargıtay içtihatlarında tıbbi kayıtların tutulmaması veya eksik tutulması hekim aleyhine bir kusur karinesi olarak değerlendirilebilmektedir.

Sonuç olarak; yaşam sonu tedavi kararları hem etik hem de hukuki açıdan hassas bir nitelik taşır. Hekimlerin yürürlükteki mevzuata, tıp etiğine ve yargı kararlarında belirlenen özen standartlarına titizlikle uyması, hukuki sorumluluktan korunmanın en temel şartıdır.

Yaşam sonu tedavi kararları hekim sorumluluğu
Anahtar Kelime : hekim hukuki sorumluluk

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız