Tıbbi malpraktis (hekim hatası) davaları başta olmak üzere, ceza ve tazminat yargılamalarında davanın seyrini belirleyen en kritik delillerden biri Adli Tıp Raporlarıdır. Mahkemeler, uzmanlık ve tıp bilgisi gerektiren teknik konularda karar verirken büyük ölçüde bu raporlara ve bilirkişi görüşlerine dayanır. Ancak Adli Tıp Kurumu, ihtisas kurulları veya mahkemece atanan bilirkişiler tarafından düzenlenen raporların her zaman kusursuz olmadığını unutmamak gerekir. Eksik dosya incelemesi, güncel tıbbi literatüre aykırılık, somut verilerin yanlış yorumlanması veya illiyet bağının hatalı kurulması gibi nedenlerle hatalı raporlar ortaya çıkabilmektedir. Peki, hatalı veya eksik bir Adli Tıp raporu ile karşılaşıldığında hekimler ve hastalar yasal olarak ne yapmalıdır?
1. Adli Tıp Raporuna Yasal Süresi İçinde İtiraz Etmek
Hukuk davalarında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 281 uyarınca, taraflara bilirkişi veya Adli Tıp raporuna karşı itiraz etmeleri için raporun tebliğinden itibaren iki haftalık süre tanınmıştır. Ceza yargılamasında ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri çerçevesinde mahkeme tarafından belirlenen süreler içerisinde itiraz hakkı kullanılmalıdır.
Süresi içinde yapılmayan itirazlar, hak kayıplarına ve rapordaki hataların kesinleşmesine yol açabilir. Bu nedenle tebligat elinize ulaştığı andan itibaren hukuki sürecin hızla başlatılması büyük önem taşır.
2. Etkili Bir İtiraz Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?
Mahkemeye sunulacak itiraz dilekçesinin soyut ifadelerden uzak, somut tıbbi ve hukuki gerekçelere dayanması gerekir. Başarılı bir itiraz dilekçesinde şu hususların yer alması zorunludur:
- Tıbbi Literatür ve Kılavuzlar: Rapordaki tespitlerin aksi, ulusal ve uluslararası tıp cemiyetlerinin kabul ettiği güncel tanı ve tedavi kılavuzları ile desteklenerek çürütülmelidir.
- Eksik Belge ve İncelemelerin Vurgulanması: Hastanın geçmiş tıbbi öyküsü, ameliyat notları, epikriz raporları veya görüntüleme sonuçları göz ardı edilmişse bu durum net şekilde belirtilmelidir.
- İlliyet (Nedensellik) Bağının Analizi: Tıbbi müdahale ile meydana gelen zarar arasındaki ilişkinin yanlış değerlendirildiği ve komplikasyon-malpraktis ayrımının hatalı yapıldığı somut örneklerle gösterilmelidir.
3. Uzman Mütalaası (Özel Bilirkişi Görüşü) Almak
HMK m. 293 ve CMK m. 67 maddeleri taraflara son derece güçlü bir hak sunmaktadır: Uzman Mütalaası. Aleyhe gelen bir Adli Tıp raporuna karşı, alanında uzman bir öğretim üyesinden veya tıp uzmanından alınan bilimsel görüş mahkemeye sunulabilir. Taraflarca dosyaya sunulan uzman mütalaası, mahkemenin Adli Tıp raporunu yeniden sorgulamasını sağlayan ve çelişki yaratan en etkili hukuki araçtır.
4. Raporlar Arasındaki Çelişkinin Giderilmesi Talebi
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça ifade edildiği üzere; bilirkişi ve Adli Tıp raporları hakim açısından “takdiri delil” niteliğindedir. Mahkeme hakimi, raporla bağlı olmamakla birlikte, uzmanlık gerektiren konularda raporun denetime elverişli, net ve gerekçeli olmasını aramak zorundadır.
Dosyadaki raporlar arasında çelişki bulunması veya sunulan uzman mütalaası ile Adli Tıp raporunun birbiriyle örtüşmemesi durumunda mahkeme, çelişkiyi gidermeden karar veremez. Yargıtay içtihatları doğrultusunda, çelişkili raporlara dayanılarak verilen kararlar üst mahkemelerce bozma nedeni yapılmaktadır. Bu nedenle tarafın talebi üzerine dosyanın Adli Tıp Üst Kurulu‘na veya tıp fakültelerinin ilgili ana bilim dalı öğretim üyelerinden oluşan bağımsız bir bilirkişi heyetine gönderilmesi ve yeni bir rapor alınması zorunludur.
Sonuç ve Öneriler
Adli Tıp raporları yargılama sürecinde son derece etkili olsa da, sarsılmaz veya değiştirilemez nihai kararlar değildir. Gerek hekimler gerekse hastalar, hakkaniyete aykırı veya hatalı olduğunu düşündükleri raporlara karşı yasal süreler içinde bilimsel ve hukuki açıdan güçlü itirazlar sunmalıdır. Hak kaybına uğramamak adına sürecin, tıp hukuku alanında uzmanlaşmış hukukçular ve tıp uzmanları ile birlikte yürütülmesi tavsiye edilir.

Anahtar Kelime : adli rapor itiraz

