Tıbbi Malpraktis Davalarında İspat Yükü ve Delillerin Önemi
Sağlık hukukunda, hekimlerin gerçekleştirdiği tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan uyuşmazlıklar, hem cezai hem de hukuki sorumluluk davalarına konu olabilmektedir. Malpraktis (tıbbi uygulama hatası) iddiaları karşısında hekimlerin kendilerini doğru ve hukuka uygun şekilde savunabilmesi, ancak somut ve yasal delillerle mümkündür. Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil ve vekalet sözleşmesi hükümleri çerçevesinde şekillenen bu davalarda, hekimlerin kendi lehine delil toplaması hayati bir önem taşır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, tıbbi müdahalenin tıp biliminin kurallarına ve standardına uygun yapıldığını ispat yükü, belirli durumlarda hekime veya sağlık kuruluşuna geçebilmektedir. Dolayısıyla hekimlerin, henüz bir uyuşmazlık doğmadan önce ve uyuşmazlık sürecinde hukuki yollarla delil toplaması ve bunları muhafaza etmesi gerekmektedir.
1. Aydınlatılmış Onam Formları ve Bilgilendirme Süreci
Hasta Hakları Yönetmeliği ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları uyarınca, hekimin hastaya uygulayacağı teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında hastayı detaylıca bilgilendirmesi ve onamını alması yasal bir zorunluluktur. Bu doğrultuda hazırlanan aydınlatılmış onam formları, hekim lehine en güçlü yazılı delillerden biridir. Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, onam formunun sadece şekli bir imza içermesi yeterli değildir; hastanın anlayacağı dille risklerin anlatıldığını ve bu bilgilendirmenin yapıldığını ispatlayacak detayda olması gerekir.
Hekimin bu süreci ispatlanabilir kılmak adına dikkat etmesi gereken temel unsurlar şunlardır:
- Detaylı Bilgilendirme: Hastaya uygulanacak tedavinin alternatifleri, olası riskleri ve komplikasyonları formda açıkça yer almalıdır.
- Kişiselleştirme: Formun matbu bir evraktan ziyade, hastanın durumuna özel olarak doldurulduğunu gösteren el yazısı ibareleri bulunmalıdır.
- Zamanlama: Onamın, tıbbi müdahaleden makul bir süre önce, hastanın serbest iradesiyle karar verebileceği bir zaman diliminde alınması gerekir.
2. Eksiksiz Tıbbi Kayıtlar ve Dosyalama Sistemi
Sağlık Bakanlığı mevzuatı ve tıbbi deontoloji kuralları gereğince, hastaya ait her türlü epikriz raporu, ameliyat notu, tahlil ve görüntüleme sonuçları titizlikle saklanmalıdır. Hukuki bir uyuşmazlıkta mahkemeler, öncelikle hastanın tedavi dosyasını (tıbbi kayıtları) incelemektedir. Tıbbi dosyadaki eksiklikler veya tutarsızlıklar, yargılama aşamasinde hekim aleyhine bir kusur karinesi yaratabilir. Bu nedenle, klinikte veya hastanede tutulan her türlü verinin zaman damgalı, değiştirilemez ve kronolojik olarak kaydedilmesi, hekimin süreci tıp standartlarına uygun yönettiğini kanıtlamasının en birincil yoludur.
3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Kapsamında Uzman Görüşü ve Delil Tespiti
Hekimler, haklarında açılan tazminat davalarında iddiaları çürütmek adına bilimsel görüşlerden ve yasal mekanizmalardan faydalanabilirler. Bu kapsamda öne çıkan hukuki imkanlar şunlardır:
Uzman Görüşü (HMK m. 293)
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 293. maddesinde düzenlenen “Uzman Görüşü” kurumu, hekimlerin kendi lehlerine delil sunmalarına imkan tanır. Hekim, davanın uzmanlık gerektiren tıbbi boyutuna ilişkin olarak, alanında uzman akademisyenlerden bilimsel mütalaa alarak mahkemeye sunabilir. Yargıtay’ın benimsediği ilkelere göre, mahkemece atanan resmi bilirkişi raporu ile tarafın sunduğu uzman görüşü arasında çelişki olması halinde, mahkemenin bu çelişkiyi gerekçeli olarak gidermesi gerekmektedir.
Delil Tespiti (HMK m. 400)
Olası veya ikame edilmiş bir davada, delillerin kaybolması veya sunulmasının zorlaşması ihtimaline karşı HMK madde 400 uyarınca mahkemeden delil tespiti talep edilebilir. Özellikle tıbbi cihazların teknik durumunun ya da dijital veri kayıtlarının mevcut halinin hemen tespiti gerekiyorsa, bu yol hayati önem taşır.
4. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Savunma Hakkı Dengesi
Hekimlerin kendi lehine delil toplarken ve sunarken en çok dikkat etmesi gereken hususlardan biri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve hasta mahremiyetidir. Hastanın rızası olmaksızın sağlık verilerinin üçüncü kişilerle paylaşılması suç teşkil edebilir. Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında da kabul edildiği üzere, hekimin kendisini savunma hakkı (hak arama hürriyeti), kişisel verilerin korunması hakkı ile dengelenmelidir. Hekim, sadece yargı mercilerine sunulmak ve savunma sınırları içinde kalmak kaydıyla ilgili tıbbi kayıtları mahkemeyle paylaşabilir. Bu paylaşım, hakkın kullanılması kapsamında hukuka uygun kabul edilmektedir.
Sonuç
Hekimlerin tıbbi uygulamalar sırasında karşılaşabilecekleri haksız iddialara karşı koruma kalkanı oluşturmaları, ancak proaktif bir yaklaşımla mümkündür. Doğru aydınlatılmış onam süreçleri, düzenli tıbbi kayıtlar, HMK kapsamında alınacak uzman mütalaaları ve yasal delil tespiti mekanizmaları, hekimin mesleki itibarını ve hukuki haklarını korumasının en temel araçlarıdır.

Anahtar Kelime : hekim delil toplama

