Tıbbi uygulama hatası, yani genel adıyla malpraktis, hekimin veya sağlık kuruluşunun tıp biliminin güncel standartlarına uymaması sebebiyle hastanın zarar görmesidir. Malpraktis davalarında en kritik aşamalardan biri, davanın doğru kişiye veya kuruma yöneltilmesidir. Hukuk dilinde “husumet” olarak adlandırılan bu kavramın yanlış belirlenmesi, davanın esasa girilmeden usulden reddedilmesine ve davacının ciddi yargılama giderleriyle karşı karşıya kalmasına yol açar. Bu nedenle malpraktis davasının kime karşı açılacağı, hatanın meydana geldiği sağlık kuruluşunun hukuki statüsüne göre değişkenlik gösterir.
Kamu Hastanelerinde Malpraktis Davası Kime Karşı Açılır?
Devlet hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile üniversite hastanelerinde meydana gelen tıbbi uygulama hatalarında dava doğrudan hekime karşı açılamaz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 129. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Bu doğrultuda, kamu hastanelerindeki malpraktis vakalarında dava doğrudan Sağlık Bakanlığı’na veya üniversite hastaneleri yönünden ilgili Üniversite Rektörlüğü’ne karşı açılmalıdır.
Bu davalar idari yargıda (İdare Mahkemesinde) “tam yargı davası” olarak ikame edilir. Yargıtay ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, kamu görevlisi olan hekimin kişisel kusuru bulunsa dahi, hizmet kusuru kapsamında öncelikle idarenin sorumluluğuna gidilmesi anayasal bir zorunluluktur. İdare, mahkeme kararıyla tazminat ödemek zorunda kalırsa, kusuru bulunan hekime veya sağlık personeline bu tutarı rücu edebilir. Mevzuatta yapılan yasal düzenlemeler kapsamında kurulan Sağlık Bakanlığı Mesleki Sorumluluk Kurulu, kamu görevlisi sağlık çalışanları hakkında rücu edilip edilmeyeceğine karar vermektedir.
Özel Hastanelerde ve Vakıf Üniversitelerinde Sorumluluk
Özel hastanelerde, tıp merkezlerinde veya vakıf üniversitesi hastanelerinde meydana gelen tıbbi hatalarda hukuki süreç kamu hastanelerinden tamamen farklıdır. Özel sağlık kuruluşları bünyesinde çalışan hekimlerin hatalarından dolayı hem hekimin hem de ilgili özel hastane yönetiminin sorumluluğu bulunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde düzenlenen “Adam Çalıştıranın Sorumluluğu” ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında kabul edilen “Hastaneye Kabul Sözleşmesi” gereğince, özel hastane işleticisi hastaya karşı sorumludur. Bu kapsamda zarar gören hasta;
- Davasını sadece hatayı gerçekleştiren hekime karşı açabilir (Haksız fiil veya vekalet sözleşmesine aykırılık hükümleri uyarınca),
- Davasını sadece özel hastane işletmesine karşı açabilir (Adam çalıştıranın sorumluluğu veya sözleşmeye aykırılık uyarınca),
- Ya da her ikisini birden müştereken ve müteselsilen (ortaklaşa ve zincirleme) sorumlu tutarak dava açabilir.
Uygulamada, tazminatın tahsil kabiliyetini artırmak amacıyla davanın hem hekime hem de özel hastaneye karşı birlikte açılması sıklıkla tercih edilen bir yöntemdir. Bu nitelikteki davalar genel olarak Tüketici Mahkemelerinde görülmektedir.
Serbest Çalışan (Muayenehane) Hekimlerine Karşı Açılacak Davalar
Eğer tıbbi müdahale, bir hekimin kendi özel muayenehanesinde veya serbest olarak yürüttüğü faaliyetler esnasında gerçekleşmişse, ortada bir hastane işletmesi bulunmadığı için dava doğrudan ilgili hekime karşı açılır. Hekim ile hasta arasındaki ilişki, tıp hukukunda genellikle bir “vekalet sözleşmesi” (Türk Borçlar Kanunu m. 502 vd.) olarak nitelendirilir. Ancak hekimin müdahalesi doğrudan estetik amaçlı bir operasyon (örneğin burun estetiği, diş implantı vb.) ise, bu ilişki Yargıtay içtihatlarında bir “eser sözleşmesi” olarak kabul edilir. Her iki durumda da davanın muhatabı serbest çalışan hekimin kendisidir ve görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir.
Yanlış Kişiye Dava Açılmasının Sonuçları (Husumet Yokluğu)
Malpraktis davalarında husumet (davalı taraf) yönünden hata yapılması, davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesiyle sonuçlanır. Örneğin, bir devlet hastanesindeki ameliyatta kusuru olduğu iddiasıyla doğrudan doktora karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılması halinde, mahkeme “yargı yolu uyuşmazlığı” ve “husumet yokluğu” gerekçesiyle davayı reddedecektir. Bu durum, davacının karşı tarafın vekalet ücretini ödemesine ve dava açma zamanaşımı sürelerinin kaçırılması riskine yol açabilir. Bu nedenle, hukuki sürecin başlatılmasından önce malpraktis iddiasına konu olan eylemin nerede ve kim tarafından gerçekleştirildiğinin tam olarak analiz edilmesi hukuki güvenliğin temel şartıdır.

Anahtar Kelime : malpraktis davasi

