Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığında, doğum öncesi ve doğum sırasındaki fetal takibin en kritik araçlarından biri Non-Stress Test (NST) ve Kardiyotokografi (CTG) incelemeleridir. Anne karnındaki bebeğin kalp atışları ile rahim kasılmalarını eş zamanlı olarak grafiksel bir şeride aktaran bu testler, tıbbi açıdan olduğu kadar hukuki açıdan da muazzam bir öneme sahiptir. Tıbbi malpraktis (hekim hatası) iddialarıyla açılan tazminat davalarında CTG ve NST kayıtları, sürecin “objektif hafızası” ve davanın kaderini belirleyen en temel delil niteliğindedir.
NST ve CTG Kayıtlarının Tıbbi ve Hukuki Niteliği
CTG cihazı, doğum eylemi sırasında bebeğin oksijensiz kalıp kalmadığını (fetal distres) ve rahim kasılmalarının şiddetini anlık olarak raporlar. Sağlık hukuku açısından bakıldığında, bu kayıtlar hekimin ve sağlık kuruluşunun tıbbi standartlara uygun hareket edip etmediğini gösteren yazılı ve fiziksel vesikalardır. Yargılama aşamasında Adli Tıp Kurumu ve bilirkişi heyetleri, hekimin teşhis ve tedavi adımlarını değerlendirirken öncelikle bu grafik şeritlerini inceler. Bu nedenle NST ve CTG şeritleri, doğum odasının adeta “kara kutusu” işlevini görür.
Hekimin Özen Borcu ve Tıbbi Kayıt Tutma Yükümlülüğü
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesi uyarınca hekim, vekalet sözleşmesi hükümlerine göre hastasına karşı en hafif kusurundan dahi sorumlu olacak şekilde yüksek bir özen borcu altındadır. Bu özen borcunun ayrılmaz bir parçası da Hasta Hakları Yönetmeliği ve ilgili sağlık mevzuatı çerçevesinde tıbbi kayıtların eksiksiz tutulması, arşivlenmesi ve saklanması yükümlülüğüdür.
Doğum takibinde NST ve CTG şeritlerinin usulüne uygun şekilde dosyalanmaması, arşivlenmemesi veya mahkemeye sunulamaması durumu, yargılama sürecinde ciddi hukuki sonuçlar doğurur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere; tıbbi belgelerin eksik tutulması veya kaybolması durumunda, ispat yükü noktasında sağlık personeli ve hastaneler aleyhine hukuki karineler doğabilmekte, tıp biliminin gerektirdiği takibin yapıldığı ispatlanamamış sayılabilmektedir.
Malpraktis Davalarında CTG Kayıtlarının İncelenme Esasları
Kadın doğum malpraktis davalarında bilirkişi incelemeleri yapılırken CTG ve NST verileri üzerinden şu hususlar titizlikle değerlendirilir:
- Fetal Distres Belirtileri: Bebek kalp atımlarında yavaşlama (deselerasyon), variyabilite kaybı veya bradikardi gibi hücresel oksijensizlik belirtilerinin varlığı.
- Zamanında Müdahale: Grafikte patolojik bir durum tespit edildiğinde hekimin acil sezaryen veya tıbbi müdahale kararını zamanında alıp almadığı.
- Kayıt Sürekliliği: Riskli gebeliklerde veya aktif doğum eyleminde CTG takibinin kesintisiz ve yeterli sürelerde yapılıp yapılmadığı.
Yargıtay Yaklaşımı ve Hukuki Sorumluluk
Yargıtay’ın yerleşik içtihat ilkesine göre; CTG şeridinde bebeğin sıkıntıda olduğunu gösteren patolojik bulgulara rağmen hekimin durumu fark etmemesi, gecikmeli fark etmesi veya acil sezaryen kararı almayarak müdahalede geç kalması açık bir özen borcu ihlali ve tıbbi hatadır. Aynı şekilde, klinik tablo gerektirdiği halde düzenli CTG çekiminin hiç yapılmamış olması da tıbbi ihmal olarak nitelendirilmektedir.
Diğer taraftan, NST ve CTG kayıtlarının eksiksiz ve mevzuata uygun şekilde tutulması; dürüst, mesleki standartlara uygun davranan hekimler ve hastaneler için de haksız suçlamalara karşı en güçlü koruma mekanizmasıdır. Tıbbi müdahalenin zamanında ve doğru yapıldığını kanıtlayan en somut veri bu nitelikli belgelerdir.
Sonuç
Özetle, NST ve CTG kayıtları kadın doğum pratiğinde sadece klinik bir takip aracı değil, olası tazminat ve ceza davalarında doğrudan neticeye etkili birer delildir. Hem hastaların hak kaybına uğramaması hem de hekimlerin hukuki güvenliklerinin sağlanması açısından tıbbi kayıtların doğru teşhis edilmesi, özenle arşivlenmesi ve mevzuata uygun biçimde muhafaza edilmesi hayati önem taşımaktadır.

Anahtar Kelime : nst ctg malpraktis

