Sünnet, kültürel ve dini bir gelenek olmasının yanı sıra, hukuki açıdan ciddi bir tıbbi müdahale olarak kabul edilmektedir. Bu işlemin, tıp mesleğini icra etmeye yetkili olmayan kişiler tarafından yapılması, hem çocuk sağlığı açısından riskler taşımakta hem de uygulayan kişi için ağır hukuki ve cezai sorumluluklar doğurmaktadır. Bu yazıda, yetkisiz kişilerce yapılan sünnetin hukuki boyutu ve olası sonuçları ele alınacaktır.
Sünnetin Hukuki Niteliği: Tıbbi Bir Müdahale
Türk hukuk sisteminde sünnet, bir tıbbi müdahale olarak değerlendirilir. Tıbbi müdahaleler, insan vücut bütünlüğüne doğrudan bir etkide bulunur ve bu nedenle sadece belirli yetkinliğe sahip kişiler tarafından gerçekleştirilebilir. Hasta Hakları Yönetmeliği, tıbbi müdahaleyi “tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fiziki ve ruhi girişim” olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, sünnet işleminin de bu kapsama girdiğini ve mutlaka bir hekim tarafından yapılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir; tıbbi bir işlem olan sünnetin, hekim olmayan kişilerce yapılması hukuka aykırılık teşkil eder.
Yetki Unsuru ve Hukuka Uygunluk
Bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için bazı temel şartları taşıması gerekir. Bu şartların başında “yetki” gelmektedir. Yani müdahaleyi gerçekleştirecek kişinin, ilgili tıp eğitimini almış ve bu işlemi yapmaya kanunen yetkili kılınmış bir hekim olması zorunludur. Yetkili olmayan bir kişinin, velinin rızası olsa dahi sünnet yapması, işlemi hukuka uygun hale getirmez. Çünkü burada korunan hukuki değer, yalnızca bireyin vücut bütünlüğü değil, aynı zamanda kamu sağlığıdır.
Yetkisiz Sünnetin Cezai Sorumluluğu
Diploması olmadığı halde hekimlik mesleğini icra etmeye kalkan kişiler, ciddi cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalır. Bu durum, mevzuatta özel bir suç tipi olarak düzenlenmiştir.
1219 Sayılı Kanun Kapsamında “Yetkisiz Hekimlik Suçu”
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 25. maddesi, diploması olmadığı halde hasta tedavi eden veya tabip unvanını takınan kişilere yönelik cezai yaptırımları düzenlemektedir. Bu maddeye göre, yetkisiz hekimlik yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Sünnet işlemi de bir “tedavi etme” fiili olarak kabul edildiğinden, hekim olmayan birinin sünnet yapması bu suçun oluşması için yeterlidir.
Yaralanma veya Ölüm Halinde Cezaların Ağırlaşması
Yetkisiz müdahale sonucunda çocukta bir sağlık sorunu ortaya çıkması veya daha vahim sonuçların yaşanması durumunda, failin cezai sorumluluğu daha da ağırlaşır. Bu hallerde, yetkisiz hekimlik suçuna ek olarak, fiilin sonucuna göre Türk Ceza Kanunu’ndaki ilgili suç hükümleri de devreye girer:
- Taksirle Yaralama (TCK m. 89): Sünnet işlemi sırasında yapılan hata veya ihmal sonucu çocuğun yaralanması halinde, fail ayrıca taksirle yaralama suçundan da sorumlu tutulur.
- Taksirle Öldürme (TCK m. 85): Eğer yetkisiz müdahale çocuğun ölümüyle sonuçlanırsa, fail taksirle öldürme suçundan yargılanacaktır.
Yargıtay kararlarında, bu gibi durumlarda “fikri içtima” kurallarının uygulanabileceği ve failin en ağır cezayı gerektiren suçtan sorumlu tutulması gerektiği belirtilmektedir.
Hukuki Sorumluluk ve Tazminat Yükümlülüğü
Cezai sorumluluğun yanı sıra, yetkisiz kişinin yaptığı hatalı sünnet işlemi nedeniyle doğan zararlar için hukuki sorumluluk da gündeme gelir. Bu kapsamda, hem maddi hem de manevi tazminat davası açılabilir.
Haksız Fiil Sorumluluğu
Hekim olmayan bir kişinin sünnet yapması, Borçlar Kanunu kapsamında bir “haksız fiil” teşkil eder. Haksız fiil, hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesi durumunda ortaya çıkar. Bu durumda, zarar gören çocuğun velisi veya vasisi, hem çocuğun uğradığı bedensel zararlar (tedavi masrafları, kalıcı sakatlık vb.) için maddi tazminat, hem de çocuğun ve ailenin yaşadığı acı, elem ve ızdırap için manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir. Bu tür davalarda, işlemi yapan kişinin kusurlu olduğu ve hukuka aykırı davrandığı açıktır.
Sonuç olarak, sünnet işlemi basit bir geleneksel uygulama değil, mutlaka hekim tarafından, steril koşullarda ve tıp biliminin gereklerine uygun olarak yapılması gereken ciddi bir cerrahi müdahaledir. Yetkisiz kişilere yaptırılan sünnet, çocuklar için hayati riskler taşımakla kalmaz, aynı zamanda bu işlemi gerçekleştirenler için ağır hapis cezaları ve yüksek miktarlı tazminat davaları gibi ciddi hukuki sonuçlar doğurur.

Anahtar Kelime : sağlık hukuku

