Sünnet, Türkiye’de yaygın bir uygulama olmakla birlikte, hukuki açıdan bakıldığında çocuğun vücut bütünlüğüne yapılan tıbbi bir müdahaledir. Bu nedenle, anne ve babanın ortak rızası olmadan gerçekleştirilmesi, özellikle velayet ve rıza konularında İzmir gibi büyük şehirlerde önemli hukuki sorunları beraberinde getirebilmektedir. Bu yazıda, ebeveyn onayı olmadan sünnet yapılıp yapılamayacağı, velayet ve rıza sorunları sağlık hukuku perspektifinden ele alınacaktır.
Sünnet Kararında Temel Kural: Anne ve Babanın Ortak Rızası
Türk Medeni Kanunu uyarınca, evlilik birliği devam ettiği sürece anne ve baba, velayeti birlikte kullanırlar. Bu, çocukla ilgili alınacak tüm önemli kararlarda, özellikle de sağlığını ve bedensel bütünlüğünü doğrudan etkileyen tıbbi müdahalelerde her iki ebeveynin de onayının alınması gerektiği anlamına gelir. Sünnet, tıbbi bir zorunluluk olmadığı durumlarda, çocuğun vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahale olarak kabul edilir ve bu kararın anne ve baba tarafından ortaklaşa alınması esastır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, çocuğun üstün yararı ilkesi tüm bu süreçlerin temelini oluşturur. Bu ilke, çocuğun bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişiminin öncelikli olarak korunmasını amaçlar. Dolayısıyla, ebeveynlerden birinin onayı olmadan yapılan bir sünnet, velayet hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir ve hukuki sorumluluk doğurabilir.
Boşanma Durumunda Velayet ve Sünnet Kararı
Anne ve babanın boşanmış olması durumunda ise durum farklılık gösterebilir. Mahkeme tarafından velayet hakkı yalnızca bir ebeveyne verilmişse, kural olarak o ebeveyn çocukla ilgili kararları tek başına alabilir. Ancak, diğer ebeveynin de çocukla ilgili önemli konularda söz hakkı devam edebilir. Sünnet gibi geri döndürülemez bir işlemde, velayet kendisinde olmayan ebeveynin rızasının alınması veya en azından bilgilendirilmesi, “çocuğun üstün yararı” ilkesi gereği önem taşımaktadır. Taraflar arasında bu konuda bir anlaşmazlık yaşanması halinde, mahkemeye başvurarak çocuğun menfaatleri doğrultusunda bir karar verilmesini istemek en doğru yoldur.
- Ortak Velayet: Boşanma sonrası ortak velayet kararı verilmişse, sünnet için her iki ebeveynin de rızası şarttır.
- Tek Velayet: Velayet tek bir ebeveynde olsa dahi, diğer ebeveynin onayı olmadan hareket etmek, ileride velayetin değiştirilmesi gibi davalara zemin hazırlayabilir.
Çocuğun Rızası ve “Aydınlatılmış Onam”
Hukuk sistemimiz, belirli bir olgunluğa erişmiş çocukların kendilerini ilgilendiren konularda dinlenilmesini ve görüşlerinin dikkate alınmasını öngörmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de bu hakkı güvence altına almaktadır. Sünnet işlemi öncesinde, eğer çocuk durumu anlayabilecek yaş ve olgunluktaysa (genellikle idrak yaşı olarak kabul edilir), onun da görüşünün alınması son derece önemlidir. Çocuğun bu işleme rıza göstermemesi, kararın tekrar gözden geçirilmesini gerektirebilir.
Hekimin Hukuki Sorumluluğu
Sünnet işlemini gerçekleştirecek olan hekimin de önemli hukuki sorumlulukları bulunmaktadır. Hekim, tıbbi müdahaleden önce “aydınlatılmış onam” almakla yükümlüdür. Bu, işlemin riskleri, sonuçları ve alternatifleri hakkında aileyi ve anlayacak yaştaki çocuğu detaylı bir şekilde bilgilendirmek anlamına gelir. Hekim, anne ve babanın her ikisinin de rızasının olduğuna dair yazılı bir onam almadan bu işlemi gerçekleştirmemelidir. Ebeveynlerden birinin dahi onayı olmaksızın yapılan bir sünnet, hekimin hukuki ve cezai sorumluluğuna yol açabilir.
Sonuç olarak, tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı sürece, anne ve babanın ortak rızası olmadan çocuğun sünnet ettirilmesi hukuka aykırıdır. Özellikle İzmir gibi hukuki süreçlerin yoğun yaşandığı bir şehirde, boşanma veya ebeveynler arası anlaşmazlık durumlarında, çocuğun üstün yararı gözetilerek ve yasal prosedürlere uygun hareket edilmelidir. Anlaşmazlık halinde aile mahkemelerinden görüş almak, hem çocuğun haklarını koruyacak hem de ebeveynleri ve hekimleri gelecekteki hukuki sorunlardan koruyacaktır.

Anahtar Kelime : sunnet hukuku

