Sünnet, toplumsal ve kültürel açıdan önemli bir yere sahip olmasının yanı sıra, hukuki olarak tıbbi bir müdahale kabul edilmektedir. Bu müdahalenin, alanında uzman hekimler tarafından ve hijyenik koşullarda gerçekleştirilmesi, çocuğun hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı için kritik öneme sahiptir. İzmir ve çevresinde, yetkisiz kişiler tarafından yapılan sünnet uygulamaları, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmekte ve bu durum, uygulayan kişiler açısından hem hukuki hem de cezai sorumluluklar doğurmaktadır.
Sünnetin Hukuki Niteliği ve “Tıbbi Müdahale” Kavramı
Hukuken her türlü tıbbi müdahale, kişinin vücut bütünlüğüne bir müdahale niteliğindedir. Anayasa ve Türk Medeni Kanunu ile koruma altına alınan vücut bütünlüğüne yapılan müdahalelerin hukuka uygun sayılabilmesi için belirli şartların varlığı aranır. Sünnet de cerrahi bir işlem olması sebebiyle bu kapsamda değerlendirilir. Bu müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için en temel şart, işlemi yapacak kişinin bu konuda yetkili olması, yani tıp fakültesi diplomasına sahip bir hekim olmasıdır. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Türkiye’de hekimlik mesleğini icra edebilmek için tıp fakültesi diploması sahibi olmayı zorunlu kılar.
Aydınlatılmış Onamın Rolü ve Önemi
Tıbbi müdahalelerin bir diğer hukuka uygunluk şartı ise “aydınlatılmış onam”dır. Aydınlatılmış onam, hastanın (veya yasal temsilcisinin) yapılacak işlem, riskleri, alternatif tedavi yöntemleri ve olası sonuçları hakkında yeterli ve anlayabileceği bir dilde bilgilendirildikten sonra müdahaleye özgür iradesiyle rıza göstermesi anlamına gelir. Sünnet işlemi öncesinde hekimin, aileyi işlemin nasıl yapılacağı, muhtemel riskler (komplikasyonlar) ve işlem sonrası bakım süreci hakkında detaylıca bilgilendirmesi yasal bir zorunluluktur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında, sadece işleme rıza gösterilmesinin yeterli olmadığı, olası komplikasyonlar hakkında da bilgilendirme yapılmasının gerekliliği vurgulanmaktadır.
Yetkisiz Müdahalenin Hukuki ve Cezai Sonuçları
Diploma sahibi bir hekim olmayan kişilerin sünnet yapması, Türk mevzuatı karşısında ciddi yaptırımları olan bir eylemdir. Bu durum, hem ceza hukuku hem de borçlar hukuku (tazminat) açısından sorumluluk doğurur.
1. Cezai Sorumluluk
Yetkisiz bir kişinin sünnet yapması, öncelikle 1219 sayılı Kanun’un 25. maddesinde düzenlenen “Yetkisiz Hekimlik” suçunu oluşturur. Bu maddeye göre, diploması olmadığı halde hasta tedavi eden veya tabip unvanını takınan kişi, hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. Eylemin herhangi bir menfaat temini amacı gütmemesi, suçun oluşmasını engellemez.
Bununla birlikte, yetkisiz müdahale sonucunda çocuğun sağlığında bir bozulma meydana gelmesi veya daha vahim sonuçların ortaya çıkması durumunda, fail hakkında Türk Ceza Kanunu’ndaki ilgili suç maddeleri de gündeme gelecektir:
- Taksirle Yaralama (TCK m. 89): Yetkisiz müdahale sonucu çocukta bir sağlık sorunu (enfeksiyon, kanama, organ hasarı vb.) oluşursa, fail taksirle yaralama suçundan sorumlu tutulabilir.
- Kasten Yaralama: Bazı durumlarda, yapılan işlemin niteliği ve ortaya çıkan sonuca göre fiilin kasten yaralama olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
- Taksirle Öldürme (TCK m. 85): En kötü senaryoda, yetkisiz müdahale çocuğun hayatını kaybetmesiyle sonuçlanırsa, fail taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan yargılanacaktır.
2. Hukuki Sorumluluk (Tazminat Yükümlülüğü)
Ceza davasının yanı sıra, yetkisiz kişinin hukuki (tazminat) sorumluluğu da doğar. Bu sorumluluk, haksız fiil hükümlerine dayanır. Vücut bütünlüğü ihlal edilen çocuk ve ailesi, uğradıkları zararların tazmin edilmesi için hukuk davası açma hakkına sahiptir. Tazminat talepleri genel olarak şunları kapsar:
- Maddi Tazminat: Hatalı veya yetkisiz sünnet nedeniyle yapılan tüm tedavi masrafları, hastane giderleri, ilaç ücretleri ve gelecekte yapılması muhtemel düzeltici ameliyatların masrafları bu kapsamdadır.
- Manevi Tazminat: Çocuğun yaşadığı fiziksel acı, elem, korku ve travma ile ailenin duyduğu üzüntü ve endişe nedeniyle manevi tazminat talep edilebilir. Yargıtay kararlarında, aydınlatılmış onam alınmadan yapılan müdahaleler sonucunda bir komplikasyon oluşması halinde dahi manevi tazminata hükmedilebileceği belirtilmektedir.
Malpraktis ve Komplikasyon Ayrımı
Sağlık hukukunda “malpraktis” (tıbbi uygulama hatası) ve “komplikasyon” ayrımı önemlidir. Komplikasyon, tıp biliminin standartlarına uygun bir müdahale yapılmasına rağmen ortaya çıkabilen ve öngörülebilir risklerdir. Hekim, bu öngörülebilir riskler hakkında hastayı önceden bilgilendirmişse (aydınlatılmış onam) ve komplikasyon yönetimi sürecini doğru yapmışsa, genellikle sorumlu tutulmaz. Malpraktis ise hekimin bilgisizlik, deneyimsizlik veya özensizliği nedeniyle standart tıbbi uygulamayı yapmaması veya hatalı yapması sonucu hastanın zarar görmesidir. Yetkisiz bir kişinin yaptığı müdahalede ise bu ayrımın bir önemi kalmaz; çünkü eylemin kendisi en başından hukuka aykırıdır ve bir standart uygulamadan söz edilemez.
Sonuç olarak, sünnet işlemi basit bir geleneksel uygulama değil, ciddi cerrahi bir müdahaledir. İzmir’de yaşayan ailelerin, çocuklarının sağlığını riske atmamak adına bu işlemi mutlaka tıp fakültesi diplomasına sahip, alanında yetkin bir hekime ve uygun steril şartları sağlayan bir sağlık kuruluşunda yaptırmaları hayati önem taşımaktadır. Yetkisiz kişilere sünnet yaptırmak, geri dönülmez sağlık sorunlarına yol açabileceği gibi, bu eylemi gerçekleştiren kişileri de ağır hukuki ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya bırakacaktır.
“`

Anahtar Kelime : saglik hukuku

