Sünnet, tıbbi bir müdahale olması nedeniyle hem estetik hem de fonksiyonel açıdan belirli standartlarda yapılmasını gerektiren cerrahi bir işlemdir. Tıp biliminin gerektirdiği özen ve standartlara uyulmaması, hatalı tekniklerin kullanılması veya operasyon sonrası yetersiz bakım gibi nedenlerle ortaya çıkan olumsuz sonuçlar, hekimin ve sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğunu gündeme getirebilir. Bu yazıda, sünnet sonrası karşılaşılabilecek estetik ve fonksiyonel bozukluklar, bu durumların hukuki niteliği ve hastaların hak arama yolları ele alınacaktır.
Sünnet İşleminin Hukuki Niteliği ve Hekimin Sorumluluğu
Hukuki açıdan, hasta ile hekim veya özel sağlık kuruluşu arasındaki ilişki, vekalet sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Bu sözleşme kapsamında hekim, tıp biliminin güncel standartlarına ve etik kurallarına uygun olarak hareket etme, hastaya özen gösterme ve onu aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hekim, mesleki bilgi ve becerisini kullanarak sadakat ve özen borcunu yerine getirmekle yükümlüdür ve en hafif kusurundan dahi sorumludur. Hekimin bilgisizlik, deneyimsizlik, dikkatsizlik veya ilgisizlik gibi nedenlerle standart tıbbi uygulamadan saparak hastaya zarar vermesi durumu, “tıbbi uygulama hatası” yani “malpraktis” olarak tanımlanır.
Aydınlatılmış Onamın Önemi
Her tıbbi müdahaleden önce hekimin, hastanın yasal temsilcisini (anne-babayı) operasyonun niteliği, riskleri, muhtemel sonuçları ve alternatif yöntemler hakkında bilgilendirmesi yasal bir zorunluluktur. Bu bilgilendirmeye “aydınlatılmış onam” denir. Sadece genel ifadeler içeren bir formun imzalatılması, Yargıtay kararlarına göre aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği anlamına gelmez. Aile, işlemin tüm potansiyel risklerini (komplikasyonları) anladıktan sonra müdahaleye rıza göstermelidir. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali, başlı başına bir sorumluluk nedenidir.
Sık Karşılaşılan Estetik ve Fonksiyonel Bozukluklar
Hatalı sünnet uygulamaları sonucunda çeşitli estetik ve fonksiyonel sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunların hukuki süreçlerde tazminat talebine konu olması mümkündür. Sıkça karşılaşılan bazı bozukluklar şunlardır:
- Sünnet derisinin fazla veya az kesilmesi: Penisin estetik görünümünü ve bazen de fonksiyonunu olumsuz etkileyen bir durumdur.
- İdrar yolu (üretra) hasarları: İşlem sırasında idrar kanalının zarar görmesi, idrar yapma güçlüğüne veya fistül oluşumuna neden olabilir.
- Sinir-damar yaralanmaları: Cinsel fonksiyon kaybına veya his kusurlarına yol açabilecek ciddi bir durumdur.
- Enfeksiyon ve nekroz: Hijyenik olmayan koşullarda yapılan işlemler veya yetersiz bakım sonucu doku ölümü (nekroz) gelişebilir.
- Koter yanıkları: Kanama kontrolü için kullanılan koter adlı cihazın hatalı kullanımı sonucu yanıklar ve kalıcı hasarlar oluşabilir.
- Yapışıklıklar ve şekil bozuklukları: İyileşme sürecindeki hatalar veya yanlış cerrahi teknikler, peniste estetik dışı görünümlere ve yapışıklıklara neden olabilir.
Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı
Sağlık hukukunda, her olumsuz sonucun hekim hatası olarak kabul edilmediğini belirtmek önemlidir. “Komplikasyon”, hekimin tüm özeni göstermesine ve tıbbi standartlara uymasına rağmen ortaya çıkabilen, öngörülebilir ancak her zaman önlenemeyen istenmeyen sonuçlardır. Hekim, bu riskler hakkında aileyi doğru bir şekilde bilgilendirmişse (aydınlatılmış onam) ve ortaya çıkan komplikasyonu doğru bir şekilde yönetmişse genellikle sorumlu tutulmaz. Ancak komplikasyon yönetimindeki bir hata, yeni bir tıbbi uygulama hatası (malpraktis) nedeni olabilir.
Hak Arama Yolları ve Tazminat Davası
Sünnet sonrası estetik veya fonksiyonel bir bozukluk yaşayan ve bunun bir hekim hatasından kaynaklandığını düşünen ailelerin hukuki yollara başvurma hakkı bulunmaktadır. Bu süreçte hem maddi hem de manevi tazminat talep edilebilir.
- Maddi Tazminat: Hatalı işlem nedeniyle yapılan ek tedavi masrafları, ilaç giderleri, gelecekte yapılması gereken düzeltici ameliyatların maliyetleri gibi parasal kayıpları kapsar.
- Manevi Tazminat: Çocuğun yaşadığı fiziksel acı, psikolojik travma, organ kaybı veya fonksiyon bozukluğu nedeniyle duyulan elem ve ızdırap ile ailenin yaşadığı üzüntü için talep edilir.
Dava, işlemin yapıldığı sağlık kuruluşunun niteliğine göre farklı mahkemelerde açılır. Özel hastane veya muayenehanede yapılan işlemler için Tüketici Mahkemeleri veya Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde dava açılırken, devlet hastanelerindeki hatalı uygulamalar için İdare Mahkemeleri’nde tam yargı davası açılması gerekmektedir. Davalarda, Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından alınan bilirkişi raporları, hekimin kusurunun olup olmadığının tespitinde kritik rol oynar.

Anahtar Kelime : sağlık hukuku

