Türkiye’de evlilik birliğinin hukuken kurulması, Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen resmi prosedürlerin yerine getirilmesiyle mümkündür. Toplumda yaygın olarak “imam nikahı” olarak bilinen dini tören ise tek başına hukuki bir evlilik statüsü sağlamamaktadır. Bu durum, özellikle kadınların evlilik birliği içinde ve olası bir ayrılık durumunda sahip olacağı yasal haklar açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu yazıda, dini nikahın hukuki statüsü ve bu durumun kadın hakları üzerindeki etkileri, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve ilgili mevzuat çerçevesinde ele alınacaktır.
Resmi Nikah ve Dini Nikah Arasındaki Temel Fark
Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik, yetkili evlendirme memuru önünde yapılan resmi bir akit ile kurulur. Bu resmi işlem, eşlere birbirlerine karşı yasal hak ve yükümlülükler getirir. Dini nikah ise, tarafların inançları doğrultusunda gerçekleştirdikleri, manevi bir anlam taşıyan bir törendir. Ancak, Türk hukuku açısından evliliğin geçerliliği için bir şart olmadığı gibi, tek başına hukuki hak ve yükümlülüklerin doğmasını da sağlamaz. Türk Medeni Kanunu’nun 143. maddesi, aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dini töreninin yapılamayacağını belirtir. Bu hüküm, resmi nikahın önceliğini ve zorunluluğunu vurgulamaktadır.
Anayasa Mahkemesi Kararı ve Cezai Yaptırımlar
Geçmişte Türk Ceza Kanunu, resmi nikah olmaksızın dini nikah kıyan çiftlere ve bu töreni gerçekleştiren din görevlilerine cezai yaptırımlar öngörmekteydi. Ancak Anayasa Mahkemesi, 27 Mayıs 2015 tarihli kararıyla bu hükümleri iptal etmiştir. Mahkeme, bu kararı özel hayata saygı ve din ve vicdan özgürlüğü temelinde vermiştir. Bu iptal kararı, resmi nikah olmadan dini nikah yapmanın artık bir suç olmadığı anlamına gelse de, dini nikahın hukuki statüsünü değiştirmemiştir; yani dini nikah hala yasal bir evlilik olarak kabul edilmemektedir.
Dini Nikahın Kadın Haklarına Etkileri
Sadece dini nikah ile kurulan birliktelikler, Medeni Kanun’un eşlere tanıdığı yasal güvencelerden kadınların mahrum kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle birlikteliğin sona ermesi halinde ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
Miras Hakkı
Resmi nikahlı eş, yasal mirasçı sıfatına sahiptir ve eşinin vefatı durumunda mirasından pay alır. Ancak, sadece dini nikahlı olan bir kadın, yasal olarak “eş” sayılmadığı için vefat eden partnerinin mirasçısı olamaz. Miras hakkına sahip olabilmesi için, partnerinin hayattayken bir vasiyetname düzenleyerek kendisini “atanmış mirasçı” olarak belirlemesi gerekir.
Mal Rejimi ve Mal Paylaşımı
Resmi evliliklerde, yasal mal rejimi “edinilmiş mallara katılma”dır. Bu rejim, evlilik birliği içinde edinilen malların, boşanma durumunda eşler arasında eşit olarak paylaşılmasını güvence altına alır. Dini nikahlı birlikteliklerde ise hukuken bir “mal rejimi” söz konusu değildir. Bu nedenle, birliktelik boyunca erkeğin üzerine kaydedilen mallar üzerinde kadının hak iddia etmesi oldukça zordur.
Nafaka ve Tazminat Hakları
Boşanma durumunda, maddi durumu daha kötü olan eş, diğerinden “yoksulluk nafakası” talep edebilir. Sadece dini nikah ile birlikte olan bir kadın, yasal olarak boşanma davası açamayacağı için yoksulluk nafakası hakkından da yararlanamaz. Ancak, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, evlenme vaadiyle kandırıldığını ve bu birliktelik nedeniyle manevi zarara uğradığını ispatlayan kadın, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerine dayanarak manevi tazminat talep edebilir.
Çocukların Durumu
Dini nikahlı birliktelikten doğan çocuklar, hukuken “evlilik dışı doğan çocuk” statüsündedir. Çocuğun anne ile soybağı doğumla birlikte kurulur. Ancak baba ile soybağının kurulması için babanın çocuğu “tanıması” veya mahkeme tarafından “babalık davası” yoluyla bir karar verilmesi gerekir. Soybağı kurulduktan sonra çocuk, babasının mirasçısı olabilir ve baba, çocuğun bakım ve eğitim giderleri için “iştirak nafakası” ödemekle yükümlü olur. Evlilik dışı doğan çocuğun velayeti ise kural olarak anneye aittir.
Sonuç olarak, Türk hukuk sistemi evliliğin hukuki sonuçlarının doğması için resmi nikahı zorunlu kılmaktadır. Dini nikah, manevi bir değer taşımakla birlikte, kadınlara Medeni Kanun’un sağladığı miras, mal paylaşımı ve nafaka gibi önemli yasal güvenceleri sunmamaktadır. Bu nedenle, hak kayıplarının önlenmesi için evliliklerin mutlaka resmi nikah ile yapılması büyük önem taşımaktadır.

Anahtar Kelime : sağlık hukuku

