Psikoloğun “İntihar Eğilimini” Bildirmemesi Halinde Sorumluluğu

Psikolog hasta konuşuyor terapi odası

Psikoloji ve hukuk, insan davranışının en karmaşık yönleriyle ilgilenen iki önemli disiplindir. Bu iki alanın kesiştiği en hassas konulardan biri, bir danışanın intihar eğilimi göstermesi durumunda psikoloğun hukuki sorumluluğudur. Psikoloğun bir yanda danışanının mahremiyetini koruma ve sır saklama yükümlülüğü, diğer yanda ise yaşam hakkını koruma ve olası bir zararı önleme görevi bulunmaktadır. Bu denge, hem etik ikilemleri hem de ciddi hukuki sonuçları beraberinde getirir.

Sır Saklama Yükümlülüğü: Terapötik İlişkinin Temeli

Psikolog ile danışan arasındaki ilişki, güven esasına dayalı bir vekalet sözleşmesi olarak kabul edilir. Bu ilişkinin temelini sır saklama yükümlülüğü oluşturur. Danışan, yargılanma korkusu olmadan en özel düşüncelerini ve duygularını paylaşabildiği güvenli bir alanda olduğunu bilmelidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre de sağlık mesleği mensuplarının, mesleklerini icra ederken öğrendikleri sırları saklaması esastır. Bu yükümlülük, Hasta Hakları Yönetmeliği gibi düzenlemelerle de güvence altına alınmıştır.

Sır Saklama Yükümlülüğünün İstisnası: Hayati Tehlike Hali

Ancak sır saklama yükümlülüğü mutlak ve sınırsız değildir. Danışanın kendisine veya bir başkasına yönelik somut, yakın ve ciddi bir hayati tehlike oluşturması durumunda, bu yükümlülük ortadan kalkabilir. Hukuk sistemi, yaşam hakkını diğer tüm hakların üzerinde tutar. Bu nedenle, bir psikoloğun danışanının intihar etme niyetinde olduğuna dair ciddi ve somut bilgilere sahip olması, hukuki bir ikilemi de beraberinde getirir.

İntihar Eğilimini Bildirme Yükümlülüğü ve Hukuki Dayanakları

Bir psikoloğun, danışanının intihar planı yaptığını, araçlara sahip olduğunu ve niyetinin ciddi olduğunu değerlendirmesi durumunda, bu durumu yetkili makamlara veya danışanın hayatını koruyabilecek kişilere bildirmesi gerekebilir. Bu bildirim, bir “ihbar” veya “yardım çağrısı” niteliğindedir ve çeşitli hukuki temellere dayanır:

  • Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 280: Bu madde, “Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmemesi” suçunu düzenler. Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiğine dair belirtiyle karşılaşan sağlık mesleği mensubunun durumu yetkili makamlara bildirmemesi cezai sorumluluk doğurabilir. İntiharın kendisi bir suç olmasa da, bir yaşamın tehlikede olması durumu, bu madde kapsamında değerlendirilebilecek bir “belirti” olarak yorumlanabilir.
  • Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 84: “İntihara Yönlendirme” başlığını taşıyan bu madde, başkasını intihara azmettiren, teşvik eden veya yardım eden kişileri cezalandırır. Psikoloğun durumu bilmesine rağmen hiçbir önlem almaması, pasif kalarak dolaylı bir şekilde intihara yardım ettiği şeklinde yorumlanma riski taşıyabilir. Bu nedenle bildirim yükümlülüğü, bu suçtan kaçınma adına da bir önlem niteliğindedir.
  • Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlali (TCK Madde 98): Her ne kadar doğrudan sağlık mesleği mensuplarını hedef almasa da, bu genel hüküm, “yardıma muhtaç bir kimseye yardım etmeyen veya durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen” kişinin cezalandırılacağını belirtir. Ciddi intihar riski altındaki bir danışan, bu madde kapsamında “yardıma muhtaç” olarak değerlendirilebilir.

Değerlendirme ve Sorumluluk

Elbette her intihar düşüncesi, acil bir bildirim gerektirmez. Psikoloğun profesyonel özeni ve mesleki standartlar çerçevesinde bir risk değerlendirmesi yapması kritik öneme sahiptir. Bu değerlendirmede danışanın;

  • İntihar planının olup olmadığı,
  • Planın ne kadar detaylı ve uygulanabilir olduğu,
  • Geçmiş intihar girişimlerinin varlığı,
  • Ruhsal durumu ve destek sistemleri gibi faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.

Psikoloğun bu değerlendirmeyi yaparken mesleki standartlara uygun hareket etmesi, süreci detaylı olarak belgelemesi ve gerektiğinde bir süpervizörden veya meslektaşından görüş alması, olası bir hukuki süreçte “özen yükümlülüğünü” yerine getirdiğini ispatlaması açısından önemlidir. Yargıtay kararlarında da sağlık çalışanlarının sorumluluğu değerlendirilirken, tıp biliminin güncel standartlarına ve mesleki özen yükümlülüğüne uygun davranılıp davranılmadığına bakılmaktadır.

Hukuki Sonuçlar

İntihar eğilimini öngörebilir olmasına rağmen gerekli bildirimi yapmayan ve standartlara uygun müdahalede bulunmayan bir psikolog, hukuki ve cezai sorumlulukla karşı karşıya kalabilir:

  • Tazminat Sorumluluğu: Danışanın intihar sonucu ölmesi veya zarar görmesi halinde, ailesi veya kendisi tarafından psikologa karşı maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Bu davalarda, psikoloğun ihmali (bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi) ile ortaya çıkan zarar arasındaki nedensellik bağı aranacaktır.
  • Cezai Sorumluluk: Yukarıda belirtilen TCK maddeleri uyarınca, ihmalin derecesine göre “görevi kötüye kullanma”, “suçu bildirmeme” ve hatta “taksirle ölüme sebebiyet verme” gibi suçlamalarla adli soruşturma ve kovuşturma gündeme gelebilir.

Sonuç olarak, psikoloğun intihar eğilimi karşısındaki konumu, hassas bir denge üzerine kuruludur. Sır saklama yükümlülüğü terapötik ilişkinin temel taşı olsa da, yaşam hakkının korunması bu yükümlülüğe üstün gelen bir değerdir. Psikologlar, somut ve ciddi intihar riskiyle karşılaştıklarında, mesleki standartlar ve etik kurallar çerçevesinde risk değerlendirmesi yapmalı, durumu belgelemeli ve gecikmeksizin gerekli bildirimlerde bulunarak hem danışanın yaşam hakkını korumalı hem de kendi hukuki sorumluluklarını yerine getirmelidir.

Psikolog hasta konuşuyor terapi odası
Anahtar Kelime : psikolog sorumluluk

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız