Aşırı İş Yükü Malpraktis Riski Doğuruyorsa Hekim Ne Yapmalı?

Aşırı iş yükü ve malpraktis riski hekimişyükümalpraktis

Türkiye’de sağlık çalışanlarının, özellikle de hekimlerin karşılaştığı en kronik sorunlardan biri şüphesiz aşırı iş yüküdür. Polikliniklerde günlük bakılan hasta sayısının makul sınırların çok üzerine çıkması, kesintisiz nöbet süreleri ve dinlenme vakitlerinin yetersizliği, tıbbi uygulama hataları (malpraktis) riskini ciddi oranda artırmaktadır. Peki, aşırı iş yükü altında ezilen ve bu durumun malpraktis riski doğurduğunu öngören bir hekim hukuken ne yapmalıdır? Hem hastaların sağlığını tehlikeye atmamak hem de kendi hukuki güvenliğini koruma altına almak adına atılması gereken adımları sağlık hukuku perspektifinden inceledik.

Aşırı İş Yükünün Hukuki Boyutu ve Hekimin Özen Borcu

Hekimin hukuki sorumluluğunun temelini, hastaya karşı üstlendiği “özen borcu” oluşturur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen 49. maddesi ile sözleşmeye aykırılık hükümlerini içeren 112. maddesi kapsamında hekim, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken tıp biliminin güncel kurallarına uygun hareket etmekle yükümlüdür. Aynı zamanda 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun da hekimlerin mesleki yetkinlik ve sınırlarını çizer.

Hukuki açıdan, “aşırı iş yoğunluğu” veya “yorgunluk” tek başına hekimi sorumluluktan kurtaran yasal bir mazeret değildir. Yargı mercileri, bir malpraktis iddiasını değerlendirirken hekimin o anki fiziki şartlarından ziyade, tıbbi standarda uygun davranıp davranmadığına bakar. Bu nedenle, olumsuz şartlara rağmen hekimin hukuki koruma kalkanı oluşturması hayati önem taşır.

Malpraktis Riskine Karşı Hekimin Atması Gereken Adımlar

Aşırı iş yükü sebebiyle tıbbi müdahalenin güvenli bir şekilde yürütülemeyeceğini ve hasta güvenliğinin tehlikeye girdiğini öngören hekim, proaktif bir yaklaşımla şu adımları atmalıdır:

  • İdareye Yazılı Bildirimde Bulunmak (Tutanak ve Dilekçe): Çalışılan kurumun başhekimliğine veya ilgili idari birimine durum yazılı olarak bildirilmelidir. Dilekçede, hekim başına düşen hasta sayısının tıbbi standartların üzerinde olduğu, bu durumun hata riskini artırdığı ve hasta güvenliğini tehlikeye attığı açıkça belirtilmelidir. Bu bildirim, ileride doğabilecek davalarda kusurun idareye atfedilmesinde (organizasyon kusuru) en güçlü delil olacaktır.
  • Tıbbi Kayıtları Kusursuz Tutmak: Resmi Gazete’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca her hastanın tıbbi geçmişi, muayene bulguları ve önerilen tedaviler eksiksiz kaydedilmelidir. Yoğunluk nedeniyle sisteme girilmeyen veya eksik bırakılan her veri, olası bir davada hekimin aleyhine delil oluşturabilir.
  • Konsültasyon ve Sevk Mekanizmalarını Etkin Kullanmak: İş yoğunluğu sebebiyle yeterli tetkik yapılamıyorsa veya vaka hekimin uzmanlık sınırlarını aşıyorsa, gerekli konsültasyonlar gecikmeksizin istenmeli veya hasta daha uygun şartlara sahip bir merkeze sevk edilmelidir.
  • Hekimlik Meslek Etiği Kuralları Çerçevesinde Çekinme Hakkı: Hekimlik Meslek Etiği Kuralları uyarınca, acil durumlar hariç olmak üzere, hekim bilimsel ve etik ilkelerin dışına çıkmaya zorlandığında tedaviyi reddetme hakkına sahip olabilir. Ancak bu hakkın kullanımı hastanın başka bir hekime veya kuruma güvenle ulaştırılması şartına bağlıdır.

Yargıtay’ın “Organizasyon Kusuru” Yaklaşımı

Sağlık hukukunda, idarenin veya özel hastane yönetiminin çalışma koşullarını güvenli bir şekilde koordine edememesi organizasyon kusuru olarak nitelendirilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında juga vurgulandığı üzere; yeterli personel istihdam edilmemesi, cihaz eksiklikleri, dinlenme sürelerine uyulmaması ve aşırı nöbet yükü gibi sistemik sorunlardan kaynaklanan zararlardan birincil derecede ilgili kurum sorumludur.

Anayasa Mahkemesi de devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında sağlık hizmetlerini aksatmayacak şekilde organize etmesi gerektiğini belirtmektedir. Ancak organizasyon kusurunun varlığı, hekimi bireysel kusurlarından tamamen azat etmez. Hekim, mevcut zorlu şartlar altında bile kendisinden beklenen “makul ve ortalama özeni” gösterdiğini kanıtlamak durumundadır.

Sonuç

Aşırı iş yükünün yarattığı malpraktis riskiyle başa çıkmanın yolu sessiz kalmak değil, hukuki araçları doğru kullanmaktır. Hekimlerin idari başvuruları yazılı olarak yapmaları, tıbbi kayıtları titizlikle tutmaları ve mesleki sorumluluk sigortalarını güncel tutmaları, hem kendi mesleki geleceklerini koruyacak hem de sağlık sistemindeki aksaklıkların resmi olarak kayda geçmesini sağlayacaktır.

Aşırı iş yükü ve malpraktis riski
Anahtar Kelime : hekimişyükümalpraktis

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız