Sağlık hukuku ve özellikle tıbbi uygulama hatası (malpraktis) davaları, hem hastalar hem de hekimler için oldukça karmaşık ve hassas süreçlerdir. Bu süreçlerin merkezinde ise genellikle Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından hazırlanan bilirkişi raporları yer alır. Yargılamanın seyrini büyük ölçüde etkileyen bu raporlar, teknik ve bilimsel birer mütalaa niteliğindedir. Ancak, Adli Tıp Kurumu raporları, özellikle de kurumun en üst karar organı olan Adli Tıp Genel Kurulu (yeni yasal düzenleme ile Adli Tıp Üst Kurulları) tarafından verilen kararlar, mutlak ve yanılmaz değildir. Tarafların bu kararlara karşı hukuki yollara başvurma ve itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Bu yazıda, İzmir özelinde Adli Tıp Genel Kurulu kararlarına karşı itiraz yolunun nasıl işlediğini ve bu sürecin temel dinamiklerini ele alacağız.
Adli Tıp Kurumu Raporunun Hukuki Niteliği ve Önemi
Adli Tıp Kurumu, mahkemelerin tıbbi konularda ihtiyaç duyduğu özel ve teknik bilgiyi sunan resmi bir bilirkişi kurumudur. Malpraktis davalarında hâkim, bir tıbbi müdahalenin standartlara uygun yapılıp yapılmadığını, hekimin bir kusuru olup olmadığını veya ortaya çıkan zararla hekimin eylemi arasında bir nedensellik (illiyet) bağı bulunup bulunmadığını tespit etmek için Adli Tıp Kurumu’ndan rapor talep eder.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, Adli Tıp Kurumu raporu bir delil takdir aracıdır; ancak hâkimi bağlayıcı nitelikte değildir. Hâkim, dosyada bulunan diğer deliller ve kendi vicdani kanaati çerçevesinde serbestçe karar verir. Bu nedenle, raporun hatalı, eksik veya çelişkili olduğunu düşünen tarafın, bu duruma itiraz ederek mahkemenin dikkatini çekmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir.
Adli Tıp Genel Kurulu ve Yeni Yapılanma: Adli Tıp Üst Kurulları
Geçmişte Adli Tıp İhtisas Daireleri arasında ortaya çıkan çelişkileri gidermekle görevli olan organ Adli Tıp Genel Kurulu idi. Ancak yakın zamanda yapılan yasal değişikliklerle bu yapı, Adli Tıp Üst Kurulları olarak yeniden organize edilmiştir. İhtisas dairelerinin kararlarına yapılan itirazlar veya farklı dairelerden çıkan çelişkili raporlar, artık bu üst kurullar tarafından değerlendirilmektedir. Bu nedenle, “Genel Kurul kararına itiraz” ifadesi, güncel pratikte “Üst Kurul raporuna itiraz” olarak anlaşılmalıdır.
Adli Tıp Raporuna İtiraz Süreci Nasıl İşler?
İzmir’de veya Türkiye’nin herhangi bir yerinde görülen bir davada, Adli Tıp Kurumu’ndan gelen rapora karşı itiraz süreci temel olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine göre yürütülür. Taraflar, raporun kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren kanunda belirtilen süreler (genellikle iki hafta) içerisinde itirazlarını mahkemeye sunmak zorundadır. Bu süre hak düşürücü olduğundan, zamanında itirazda bulunulmaması raporun içeriğinin kabul edildiği şeklinde yorumlanabilir.
- Detaylı ve Gerekçeli İtiraz Dilekçesi: İtiraz, sadece “raporu kabul etmiyoruz” gibi soyut bir ifadeden ibaret olmamalıdır. Raporda hatalı bulunan noktalar, bilimsel dayanakları ve dosyadaki hangi delillerle çeliştiği açıkça ve madde madde anlatılmalıdır.
- Uzman Mütalaası (Karşı Rapor): İtiraz hakkını güçlendiren en önemli adımlardan biri, alanında saygın bir üniversiteden veya bağımsız bir uzmandan alınan bilimsel ve teknik bir “uzman mütalaası”dır. Bu karşı rapor, ATK raporundaki hataları bilimsel bir dille ortaya koyarak mahkemenin uyuşmazlığı daha net görmesini sağlar.
İtiraz Sonrası Mahkemenin Verebileceği Kararlar
Tarafların Adli Tıp Kurumu raporuna usulüne uygun ve gerekçeli bir şekilde itiraz etmesi üzerine, davaya bakan mahkeme çeşitli kararlar alabilir:
- Ek Rapor Alınması: Mahkeme, itirazları yerinde görerek aynı Adli Tıp İhtisas Dairesi’nden veya Üst Kurulu’ndan, belirtilen çelişkileri giderecek şekilde ek bir rapor düzenlemesini isteyebilir.
- Dosyanın Adli Tıp Üst Kurulu’na Gönderilmesi: Raporlar arasında ciddi bir çelişki varsa, mahkeme bu çelişkinin giderilmesi için dosyanın ilgili Adli Tıp Üst Kurulu’na gönderilmesine karar verebilir.
- Alternatif Bilirkişi Heyeti Oluşturulması: Yargıtay’ın da sıklıkla işaret ettiği üzere, mahkeme Adli Tıp Kurumu ile bağlı değildir. İtirazları kuvvetli bulması halinde, üniversitelerin ilgili anabilim dallarından seçilecek profesörlerden oluşan yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirerek dosyayı tamamen farklı bir gözün incelemesini sağlayabilir.
Sonuç olarak, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’ndan (eski adıyla Genel Kurul) gelen bir rapor, yargılamanın sonu anlamına gelmemektedir. Hem hastalar hem de hekimler, adil yargılanma hakları çerçevesinde bu raporlara karşı güçlü ve bilimsel temellere dayanan itirazlar sunabilirler. Bu süreç, hukuki ve tıbbi bilginin bir arada kullanılmasını gerektirdiğinden, bir sağlık hukuku avukatından profesyonel destek almak, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Anahtar Kelime : saglik hukuku

