Sağlık sektöründe yapay zekâ teknolojilerinin kullanımı, teşhis ve tedavi süreçlerini hızlandırarak tıp dünyasında devrim niteliğinde kolaylıklar sağlamaktadır. Ancak bu teknolojik dönüşüm, beraberinde ciddi hukuki riskleri de getirmektedir. Hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının, yapay zekâ araçlarına (tanı asistanları, klinik karar destek sistemleri veya sohbet robotları) hasta verilerini aktarırken uyması gereken yasal sınırlar bulunmaktadır. Bu yazıda, yapay zekâya hasta bilgisi girmenin doğurduğu hukuki riskleri, Türk hukuk mevzuatı ve yerleşik yargı içtihatları çerçevesinde ele alacağız.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) Açısından Riskler
Türkiye’de kişisel verilerin işlenmesi ve korunması, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile düzenlenmiştir. Kanun kapsamında, kişilerin sağlık verileri sıradan kişisel verilerden farklı olarak “özel nitelikli kişisel veri” sınıfına dahil edilmiştir. Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi, kanunda çok daha sıkı şartlara bağlanmıştır.
KVKK uyarınca, hastanın açık rızası olmaksızın sağlık verilerinin üçüncü kişilerle veya dış sistemlerle paylaşılması kesinlikle yasaktır. Yapay zekâ platformları, kendilerine girilen verileri kendi yapay zekâ modellerini eğitmek veya veri tabanlarını geliştirmek amacıyla kullanabilmektedir. Bu durum, hastanın verilerinin yurt içi veya yurt dışındaki sunuculara aktarılması anlamına gelir. Hastadan usulüne uygun, aydınlatılmış bir açık rıza alınmadan bu verilerin yapay zekâ sistemlerine girilmesi, KVKK uyarınca çok yüksek idari para cezalarının uygulanmasına yol açabilir.
Hasta Mahremiyeti ve Sır Saklama Yükümlülüğü
Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan “özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı”, sağlık alanında hasta mahremiyeti olarak somutlaşır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere, bireylerin kendilerine ait sağlık verilerinin geleceğini belirleme hakkı anayasal bir güvencedir. Ayrıca, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın mahremiyet hakkını ve hekimin sır saklama yükümlülüğünü açıkça düzenlemektedir.
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, üst düzey bir güven ilişkisidir. Hekimler, mesleklerini icra ederken öğrendikleri sırları saklamakla yükümlüdür. Yapay zekâ araçlarına hastanın kimliğini doğrudan veya dolaylı olarak açığa çıkarabilecek bilgilerin (ad-soyad, laboratuvar sonuçları, röntgen görüntüleri, benzersiz tıbbi geçmiş bilgileri vb.) girilmesi, bu sır saklama yükümlülüğünün ihlali anlamına gelir. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ilgili maddeleri uyarınca, “Kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” ile “görevi gereği öğrendiği sırları açıklama” suçları kapsamında cezai sorumluluklar doğabilmektedir.
Hekimlerin ve Sağlık Kuruluşlarının Hukuki ve Cezai Sorumluluğu
Yapay zekâ kullanımı esnasında yaşanabilecek bir veri sızıntısı veya hukuka aykırı paylaşım, hekimleri ve sağlık kuruluşlarını farklı hukuki sorumluluklarla karşı karşıya bırakır:
- Hukuki Sorumluluk (Tazminat): 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) haksız fiile ilişkin 49. maddesi ve sözleşmeye aykırılığa ilişkin hükümleri uyarınca; verisi izinsiz işlenen veya sızdırılan hasta, uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini için hekime veya sağlık kuruluşuna dava açabilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, hekimin özen yükümlülüğüne aykırı davranarak hastanın kişisel verilerinin güvenliğini sağlayamaması, tazminat sorumluluğunu doğrudan doğurur.
- Cezai Sorumluluk: TCK kapsamında kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükümlerin ihlali, hapis cezası ile sonuçlanabilecek yargılamalara yol açabilir.
- Mesleki ve Disiplin Sorumluluğu: Türk Tabipleri Birliği (TTB) mevzuatı ve ilgili mesleki etik kurallar uyarınca, hasta sırrını ifşa eden hekimler hakkında disiplin cezaları uygulanabilir.
Hukuki Riskleri En Aza İndirmek İçin Neler Yapılmalı?
Sağlık profesyonellerinin yapay zekâ teknolojilerinden faydalanırken hukuki yaptırımlarla karşılaşmaması için şu adımları atması hayati önem taşımaktadır:
- Verilerin Anonimleştirilmesi: Yapay zekâya aktarılacak verilerin, hiçbir şekilde hastanın kimliğini tespit etmeye imkan vermeyecek şekilde tamamen anonim hale getirilmesi gerekir. Sadece yaş, cinsiyet ve genel klinik bulgular gibi kişisel veri niteliği taşımayan verilerin paylaşılması riski azaltır.
- Aydınlatılmış Onam Alınması: Eğer yapay zekâya doğrudan kişisel veri girişi yapılacaksa, hastaya yapay zekânın çalışma prensibi, verinin nereye aktarılacağı ve nasıl işleneceği detaylıca anlatılmalı ve yazılı “açık rıza” alınmalıdır.
- Güvenli ve Yerli Altyapılar: Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararları doğrultusunda, verilerin yurt dışına aktarılması katı kurallara tabidir. Bu nedenle, sunucuları yurt dışında olan genel yapay zekâ araçları yerine, KVKK uyumluluğu tescillenmiş ve veri güvenliği protokollerine sahip yerel sağlık bilişim sistemleri tercih edilmelidir.
Sonuç olarak; yapay zekâ tıp dünyasında büyük bir yardımcı olsa da, veri güvenliği ve hasta hakları göz ardı edildiğinde telafisi güç hukuki sonuçlar doğurabilir. Hekimlerin yasal mevzuat sınırları içinde kalarak teknolojiyi kullanması, hem kendi mesleki güvenceleri hem de hastalarının hakları açısından zorunludur.

Anahtar Kelime : hasta bilgisi yapay zeka

