Tıbbi müdahaleler, doğaları gereği belirli riskler içerir. Bu risklerin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan istenmeyen sonuçlar “komplikasyon” olarak adlandırılır. Ancak her komplikasyon, hekimin bir kusuru olduğu anlamına gelmez. Tıp biliminin standartlarına uygun hareket edilmesine ve gerekli tüm özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan ve öngörülemeyen veya öngörülse dahi önlenemeyen sonuçlar, hekimin sorumluluğunu doğurmaz. Hekimin hukuki sorumluluğu, “malpraktis” yani tıbbi uygulama hatası durumunda gündeme gelir. Bu hata, tanı, tedavi veya takip sürecinde standart tıbbi uygulamadan sapılması, bilgi veya beceri eksikliği ve özensizlik gibi durumlarda ortaya çıkabilir. Özellikle bir komplikasyonun ortaya çıkması ve bu komplikasyonun yönetiminde hekimin standartlara aykırı davranması, süreci bir malpraktis davasına taşıyabilir.
Tıbbi Komplikasyon ve Malpraktis (Tıbbi Hata) Ayrımı
Sağlık hukuku davalarının temelini, yaşanan olumsuz sonucun bir komplikasyon mu yoksa tıbbi hata mı olduğunun tespiti oluşturur. Bu ayrım, hekimin sorumluluğunun belirlenmesinde kritik bir rol oynar.
- Tıbbi Komplikasyon (İzin Verilen Risk): Tıbbi standartlara uygun bir müdahale yapılmasına rağmen, tıp bilimince ortaya çıkabileceği kabul edilen ve tüm tedbirlere rağmen kaçınılmaz olarak meydana gelen istenmeyen sonuçlardır. Örneğin, usulüne uygun yapılan bir enjeksiyon sonrası gelişen nöropati, Yargıtay tarafından komplikasyon olarak kabul edilebilmektedir.
- Tıbbi Hata (Malpraktis): Hekimin, tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli özen ve dikkati göstermemesi sonucu hastanın zarar görmesidir. Bu durum, hekimin bilgi, beceri eksikliği veya ihmalinden kaynaklanabilir. Bir komplikasyonun geç fark edilmesi, yanlış tedavi edilmesi veya hiç müdahale edilmemesi gibi durumlar, komplikasyon yönetiminde kusur olarak kabul edilir ve malpraktis teşkil eder.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere hekimin sorumluluğu, kusura dayalı bir sorumluluktur. Hekim, şanssızlıktan değil, kusurlu eyleminden dolayı sorumlu tutulabilir.
Komplikasyon Yönetiminde Hekimin Hukuki Sorumluluğu
Hekimin hukuki sorumluluğu, hasta ile aralarındaki sözleşmesel ilişkiye ve haksız fiil hükümlerine dayanır. Türk Borçlar Kanunu uyarınca hekim, üstlendiği işi özenle yapmakla yükümlüdür. Bu özen yükümlülüğü, sadece teşhis ve tedaviyi değil, aynı zamanda ortaya çıkan komplikasyonların yönetimini de kapsar.
Hekimin sorumluluğunun doğması için temel unsurlar; kusurlu bir eylem, bir zararın ortaya çıkması ve bu eylem ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Komplikasyon yönetiminde hekimin sorumluluğu şu durumlarda ortaya çıkabilir:
- Aydınlatma Yükümlülüğünün İhlali: Hekim, müdahale öncesinde hastayı olası riskler ve komplikasyonlar hakkında açık ve anlaşılır bir dille bilgilendirmelidir. Yargıtay kararlarına göre, sonucun komplikasyon olması aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz ve öngörülebilir komplikasyonlar hakkında hastadan “aydınlatılmış onam” alınması zorunludur. Aydınlatılmış onamın usulüne uygun alınmaması, müdahaleyi hukuka aykırı hale getirebilir ve hekimin sorumluluğuna yol açabilir.
- Komplikasyona Zamanında ve Doğru Müdahale Edilmemesi: Gelişen bir komplikasyonun fark edilmemesi, geç müdahale edilmesi veya yanlış tedavi yöntemlerinin uygulanması, hekimin özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini gösterir ve bu durum malpraktis olarak kabul edilir.
- Gerekli Konsültasyonların Yapılmaması: Hekimin, uzmanlık alanını aşan veya farklı bir branşın görüşünü gerektiren bir komplikasyon durumunda ilgili uzmandan görüş (konsültasyon) almaması da bir kusur olarak değerlendirilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Her komplikasyon bir dava sebebi midir?
Hayır. Tıbbi standartlara uygun davranılmasına ve gerekli tüm özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan ve doğru yönetilen komplikasyonlar, hekimin kusuru olarak kabul edilmez ve tek başına bir dava sebebi oluşturmaz. Dava konusu olabilmesi için komplikasyonun ortaya çıkmasında veya yönetiminde hekimin bir hatası, yani malpraktisi olması gerekir.
Dava açma süresi (zamanaşımı) ne kadardır?
Tıbbi malpraktis davalarında zamanaşımı süresi, hasta ile hekim/sağlık kurumu arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre değişir. Özel hastanelerdeki birçok tıbbi müdahale vekalet sözleşmesi kapsamında değerlendirilir ve bu durumda zamanaşımı süresi 5 yıldır. Estetik müdahaleler gibi bir sonucun taahhüt edildiği durumlar eser sözleşmesi sayılabilir ve yine 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Haksız fiil durumlarında ise zarar ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve her halde eylemden itibaren 10 yıllık süreler söz konusudur. Kamu hastanelerindeki hizmet kusurlarında ise idareye başvuru ve dava açma süreleri farklılık göstermektedir ve daha kısadır.
“Aydınlatılmış Onam” neden bu kadar önemlidir?
Aydınlatılmış onam, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkının bir gereğidir. Hekimin, olası tüm riskler ve komplikasyonlar hakkında bilgi vererek hastanın rızasını alması, yapılacak tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getiren en temel şarttır. Yargıtay’a göre, usulüne uygun bir aydınlatılmış onam alınmamışsa, ortaya çıkan sonuç öngörülebilir bir komplikasyon dahi olsa hekimin sorumluluğu doğabilir.

Anahtar Kelime : saglikhukuku

