Sağlık hizmeti, doğası gereği multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Hekimler, hastanın tanı ve tedavi sürecinde kendi uzmanlık alanlarını aşan veya farklı bir bakış açısı gerektiren durumlarda diğer branş hekimlerinden görüş alabilirler. “Konsültasyon” olarak adlandırılan bu işlem, tıbbi standartların bir gereği ve aynı zamanda hekim için bir hak, hasta için ise bir güvencedir. Ancak, gerekli olduğu halde konsültasyon istenmemesi, hekimin hukuki ve cezai sorumluluğunu doğuran ciddi bir tıbbi uygulama hatası (malpraktis) olarak kabul edilmektedir.
Konsültasyon İstememe Hangi Durumlarda Malpraktis Sayılır?
Hekimin, bir hastalığın teşhis, tedavi veya takibi aşamasında kendi bilgi ve tecrübesinin yetersiz kaldığı veya hastanın durumunun farklı bir uzmanlık alanının müdahalesini gerektirdiği hallerde ilgili uzmana danışma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün ihlali, yani konsültasyon istememe, her durumda otomatik olarak malpraktis anlamına gelmez. Bir eylemin malpraktis olarak nitelendirilebilmesi için belirli şartların bir araya gelmesi gerekir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, konsültasyon istenmemesinin bir tıbbi hata olarak kabul edilebilmesi için şu koşullar aranmaktadır:
- Tıbbi Gereklilik: Hastanın durumu, tıp biliminin genel kabul görmüş standartlarına göre başka bir uzman hekimin görüşünün alınmasını zorunlu kılmalıdır. Özellikle karmaşık vakalarda, beklenen iyileşmenin sağlanamadığı durumlarda veya bir komplikasyon geliştiğinde konsültasyon ihtiyacı doğar.
- Zararın Meydana Gelmesi: Konsültasyon yapılmaması nedeniyle hastanın sağlık durumunda bir kötüleşme, kalıcı bir sakatlık veya ölüm gibi bir zarar ortaya çıkmalıdır.
- Nedensellik (İlliyet) Bağı: Meydana gelen zarar ile konsültasyon istenmemesi arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Yani, “Eğer zamanında konsültasyon istenseydi bu zarar önlenebilirdi” denilebilmelidir.
- Kusur: Hekimin, tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre özenli davranma yükümlülüğünü ihlal etmiş olması gerekir.
Örneğin, acil servise karın ağrısı şikayetiyle başvuran ve lökositoz (beyaz kan hücresi yüksekliği) gibi ciddi bir karın içi patolojiyi düşündüren bulguları olan bir çocuğun, çocuk cerrahisi konsültasyonu istenmeden sadece gözlem altına alınması ve bu nedenle apandisit perforasyonu gibi bir komplikasyon gelişmesi, konsültasyon eksikliğine bağlı bir malpraktis örneğidir.
Deliller ve İspat Yükü
Malpraktis davalarında ispat yükü, kural olarak davacı olan hastaya veya yakınına aittir. Ancak hekimin ve sağlık kuruluşunun da süreci doğru ve eksiksiz bir şekilde kayıt altına alma yükümlülüğü vardır. Konsültasyon istememe iddiasına dayanan bir malpraktis davasında kullanılabilecek temel deliller şunlardır:
- Hasta Dosyası ve Tıbbi Kayıtlar: Hastanın tüm muayene bulguları, tetkik sonuçları, yapılan tedaviler ve hasta izlem notları en önemli delildir. Konsültasyon talebinin ve sonucunun yazılı olarak kayda geçirilmesi zorunludur. Kayıtların eksik veya usulüne uygun tutulmamış olması, hekim aleyhine bir delil olarak değerlendirilebilir.
- Bilirkişi Raporları: Dava sürecinde mahkeme, Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından uzman hekimlerden oluşan bir bilirkişi heyetinden rapor alır. Bu raporlarda, yapılan tıbbi uygulamanın standartlara uygun olup olmadığı, konsültasyon gerekip gerekmediği ve zarar ile eylem arasındaki illiyet bağı bilimsel olarak değerlendirilir.
- Tanık Beyanları: Sürece tanıklık eden diğer sağlık personeli veya hasta yakınlarının ifadelerine başvurulabilir.
Zamanaşımı Süreleri
Konsültasyon yapılmaması nedeniyle malpraktis davası açma hakkı belirli sürelerle sınırlıdır. Zamanaşımı süresi, hukuki ilişkinin niteliğine göre değişiklik göstermektedir:
- Vekalet Sözleşmesi (Özel Hastane/Muayenehane): Hasta ile özel sağlık kuruluşları veya muayenehane hekimleri arasındaki ilişki genellikle vekalet sözleşmesi olarak kabul edilir. Bu durumda, Türk Borçlar Kanunu uyarınca zamanaşımı süresi 5 yıldır.
- Haksız Fiil: Tıbbi müdahalenin haksız fiil teşkil ettiği durumlarda, zamanaşımı süresi zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır.
- Uzatılmış (Ceza) Zamanaşımı: Eğer hekimin eylemi aynı zamanda taksirle yaralama veya taksirle ölüme neden olma gibi bir suç teşkil ediyorsa, ceza kanunlarında öngörülen daha uzun dava zamanaşımı süreleri (örneğin taksirle yaralamada 8 yıl, taksirle ölümde 15 yıl) uygulanır. Bu, hastanın lehine olan bir durumdur.
- Kamu Hastaneleri (İdare Hukuku): Kamu hastanelerindeki hatalar hizmet kusuru olarak kabul edilir ve dava, idare mahkemelerinde tam yargı davası olarak açılır. Burada zamanaşımı süresi, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıldır.
Tazminat Talepleri
Konsültasyon eksikliği nedeniyle malpraktis yapıldığı mahkeme kararıyla sabit görülürse, hasta veya vefat halinde yakınları maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına sahip olur.
- Maddi Tazminat: Hatalı uygulama nedeniyle yapılan tüm tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararları kapsar.
- Manevi Tazminat: Hastanın çektiği bedensel ve ruhsal acılar, elem, keder ve yaşama sevincindeki azalma karşılığında hükmedilen bir tazminat türüdür.
Unutulmamalıdır ki, her tıbbi istenmeyen sonuç bir hata değildir. Tıpta “komplikasyon” olarak adlandırılan, hekimin hatası olmaksızın ortaya çıkabilen ve öngörülebilir riskler de bulunmaktadır. Bir durumun konsültasyon eksikliğine bağlı malpraktis mi yoksa izin verilen risk kapsamında bir komplikasyon mu olduğunun tespiti, ancak hukuki ve bilimsel bir değerlendirme ile mümkündür.
“`

Anahtar Kelime : konsultasyon istememe malpraktis

