Acil servisler, zamanla yarışılan ve hayati kararların hızla alındığı kritik birimlerdir. Bu yoğun tempo içinde hekimlerin doğru teşhisi koyması, hastanın sağlığı ve yaşamı için esastır. Ancak ne yazık ki bazen yanlış teşhisler konulabilmekte ve bu durum, hastalar için ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. İzmir gibi büyük metropollerdeki acil servis yoğunluğu, bu riski daha da görünür kılmaktadır. Peki, acilde yanlış teşhis konulması durumunda hastaların ve hekimlerin yasal hak ve sorumlulukları nelerdir? Bu yazıda, acilde yanlış teşhis davalarının kapsamını, işleyişini ve merak edilenleri sağlık hukuku perspektifinden ele alacağız.
Acil Serviste Yanlış Teşhis (Tıbbi Malpraktis) Nedir?
Tıbbi malpraktis, genel tanımıyla hekimin veya diğer sağlık personelinin bilgisizlik, deneyimsizlik, ihmal veya dikkatsizlik gibi nedenlerle standart tıbbi uygulamadan saparak hastanın zarar görmesine yol açmasıdır. Acil servis özelinde yanlış teşhis, hastanın mevcut şikayet ve bulgularının yanlış yorumlanması, gerekli tetkiklerin istenmemesi veya geciktirilmesi, ya da mevcut semptomların atlanması şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin, kalp krizi bulgularının mide rahatsızlığı olarak değerlendirilmesi veya apandisit belirtilerinin basit bir karın ağrısı olarak yorumlanıp hastanın eve gönderilmesi sık karşılaşılan durumlardandır.
Her tıbbi hatanın hukuken bir “malpraktis” sayılmadığını belirtmek önemlidir. Hukuki sorumluluğun doğabilmesi için hekimin özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması, bir zararın ortaya çıkması ve bu zarar ile hekimin eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Tıbbın kabul ettiği standartlar çerçevesinde her türlü özene rağmen öngörülemeyen ve önlenemeyen zararlara ise “komplikasyon” denir ve bu durumda hekimin sorumluluğu genellikle doğmaz.
Yanlış Teşhis Davasının Hukuki Dayanakları
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, hukuken bir vekalet sözleşmesi olarak kabul edilir. Bu sözleşme uyarınca hekim, tıp biliminin güncel verileri ve standartları doğrultusunda hastaya özenli bir sağlık hizmeti sunmayı taahhüt eder. Yanlış teşhis, bu özen yükümlülüğünün ihlali anlamına gelir ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil ve vekalet sözleşmesine ilişkin hükümleri uyarınca hekimin hukuki sorumluluğunu doğurur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da hekimin, teşhis ve tedavide güncel tıp biliminin gereklerine uygun davranmakla yükümlü olduğu ve bu yükümlülüğe aykırılık halinde doğan zararı gidermesi gerektiği açıkça belirtilmektedir.
İzmir’de Yanlış Teşhis Davası Süreci Nasıl İşler?
İzmir’de acil serviste yanlış teşhis nedeniyle bir zarara uğradığını düşünen hasta veya yakınları, hukuki süreci başlatabilirler. Bu süreç genel olarak şu adımları içerir:
- Delillerin Toplanması: Dava sürecinin en önemli aşamasıdır. Hastanın acil servise başvuru kayıtları, yapılan tetkik sonuçları, epikriz raporları, reçeteler ve sonraki doğru teşhis ve tedaviye ilişkin tüm tıbbi belgeler eksiksiz olarak toplanmalıdır.
- Uzman Görüşü ve Bilirkişi Raporu: Davanın temelini, tıbbi uygulamanın hatalı olup olmadığının tespiti oluşturur. Bu nedenle mahkeme, Adli Tıp Kurumu’ndan veya üniversitelerin ilgili anabilim dallarından uzman hekimlerin yer aldığı bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep eder. Bu raporda, hekimin uygulamasının tıp standartlarına uygun olup olmadığı değerlendirilir.
- Dava Açılması: Yanlış teşhis bir kamu hastanesinde gerçekleştiyse dava, hizmet kusuru nedeniyle idareye karşı İdare Mahkemesi’nde açılır. Eğer teşhis özel bir hastanede konulduysa, hem hekime hem de hastaneye karşı Tüketici Mahkemesi’nde veya genel hukuk mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
- Yargılama ve Karar: Mahkeme, toplanan delilleri, bilirkişi raporunu ve tarafların savunmalarını değerlendirerek hekimin veya kurumun bir kusuru olup olmadığına ve tazminat ödenip ödenmeyeceğine karar verir.
Sıkça Sorulan Sorular
Acilde yanlış teşhis davası açma süresi ne kadardır?
Haksız fiillerde dava zamanaşımı süresi, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren genellikle 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır. Ancak hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesi kabul edildiğinden, bu tür davalarda genellikle 5 yıllık sözleşme zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Sürelerin başlangıcı olayın özelliklerine göre değişebileceğinden, hak kaybı yaşamamak için bir avukata danışmak önemlidir.
Ne kadar tazminat talep edilebilir?
Tazminat miktarı, yaşanan zararın boyutuna göre belirlenir. Maddi tazminat; yanlış teşhis nedeniyle yapılan ek tedavi masraflarını, ilaç giderlerini, çalışma gücü kaybından doğan gelir kayıplarını ve varsa vefat durumunda destekten yoksun kalma zararını kapsar. Manevi tazminat ise hastanın yaşadığı acı, elem, keder ve psikolojik çöküntü için talep edilir. Miktar, somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından takdir edilir.
Dava sürecinde avukat tutmak zorunlu mudur?
Hukuken bir avukatla temsil zorunluluğu bulunmamakla birlikte, tıbbi malpraktis davaları hem tıp hem de hukuk alanında uzmanlık gerektiren karmaşık süreçlerdir. Dava dilekçesinin hazırlanması, delillerin doğru şekilde sunulması, bilirkişi raporlarına itiraz edilmesi ve hukuki sürecin usulüne uygun takip edilmesi için sağlık hukuku alanında deneyimli bir avukattan destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
“`

Anahtar Kelime : yanlis teshis davası

