Ameliyat Öncesi Testlerin Önemi ve Hukuki Sorumluluk
Her cerrahi operasyon, belirli düzeyde riskler içerir. Bu riskleri en aza indirgemek ve hasta güvenliğini en üst düzeyde sağlamak amacıyla modern tıp, ameliyat öncesinde bir dizi test ve tetkik yapılmasını zorunlu kılar. Kan sayımı, pıhtılaşma testleri, EKG, akciğer grafisi ve anesteziye uygunluğu ölçen diğer spesifik testler, hastanın mevcut sağlık durumunu ortaya koyarak operasyon sürecinin güvenle planlanmasını sağlar. Ancak ne yazık ki, bu önemli adımın bazen ihmal edildiği ve bu ihmalin ciddi hukuki sonuçlar doğurabildiği görülmektedir.
Hekimin Özen Yükümlülüğü ve Yasal Dayanaklar
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, hukuken bir sözleşme ilişkisi olarak kabul edilir. Bu ilişki çerçevesinde hekimin en temel borcu, tıp biliminin güncel standartlarına ve tecrübelere uygun olarak hastaya özenli bir sağlık hizmeti sunmaktır. Bu “özen yükümlülüğü”, teşhis, tedavi ve ameliyat öncesi hazırlık süreçlerinin tamamını kapsar. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hekim, mesleki standartlar içinde ortalama bir hekimin göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermekle mükelleftir. Ameliyat öncesi yapılması gereken standart testlerin yapılmaması, bu özen yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
Test İhmali Ne Zaman “Tıbbi Malpraktis” (Hekim Hatası) Sayılır?
Her olumsuz sonuç tıbbi bir hata değildir; tıp biliminde “komplikasyon” olarak adlandırılan, her türlü özene rağmen ortaya çıkabilen ve öngörülebilir riskler de mevcuttur. Ancak ameliyat öncesi testlerin ihmal edilmesi sonucu hastanın zarar görmesi, genellikle bir komplikasyon değil, “tıbbi malpraktis” yani hekim hatası olarak değerlendirilir. Çünkü bu testler, tam da olası riskleri öngörmek ve önlem almak için yapılır.
Örneğin;
- Hastanın kan pıhtılaşma değerleri bilinmeden ameliyata alınması ve operasyon sırasında durdurulamayan bir kanama yaşanması,
- Kalp rahatsızlığı öyküsü olan bir hastaya EKG çekilmeden anestezi verilmesi sonucu hastanın kalp krizi geçirmesi,
- Bilinen bir alerjisi olan hastaya ilgili testler yapılmadan ilaç verilmesi gibi durumlar, özen yükümlülüğünün ihlali ve doğrudan tıbbi malpraktis örnekleridir.
Bu gibi durumlarda hekimin veya ilgili sağlık kurumunun, standart uygulamayı yapmaması nedeniyle oluşan zarardan hukuki sorumluluğu doğar.
Aydınlatılmış Onamın Geçerliliği
Her tıbbi müdahaleden önce hastadan “aydınlatılmış onam” alınması yasal bir zorunluluktur. Bu onam, hastanın sadece yapılacak işleme değil, aynı zamanda bu işlemin potansiyel risk ve komplikasyonlarına dair de yeterince bilgilendirildiği anlamına gelir. Ameliyat öncesi testler yapılmadığında, hastanın anesteziye veya ameliyata bağlı spesifik riskleri (örneğin, altta yatan bir rahatsızlık nedeniyle riskin artması gibi) tam olarak bilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, eksik bilgilendirme ile alınan onam, hukuken geçersiz sayılabilir ve bu durum, hekimin sorumluluğunu daha da artırır.
İhmal Sonrası Yasal Haklar ve İzmir’de Süreç
Ameliyat öncesi testlerin ihmali nedeniyle fiziksel veya ruhsal bir zarara uğrayan hastaların yasal hakları bulunmaktadır. Bu haklar genel olarak maddi ve manevi tazminat davası açmayı kapsar.
- Maddi Tazminat: Hatalı uygulama nedeniyle ortaya çıkan ek tedavi masrafları, ilaç giderleri, hastanede kalış süresinin uzaması, iş gücü kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan tüm maddi kayıpları içerir.
- Manevi Tazminat: Hastanın yaşadığı acı, elem, ızdırap ve yaşam kalitesindeki düşüş nedeniyle talep edilen tazminattır.
İzmir’de böyle bir durumla karşılaşan hastaların, öncelikle tüm tıbbi kayıtlarını (epikriz raporları, tahlil sonuçları, onam formları vb.) eksiksiz bir şekilde temin etmesi gerekir. Sürecin karmaşıklığı ve hem tıp hem de hukuk bilgisi gerektirmesi nedeniyle, İzmir barosuna kayıtlı bir sağlık hukuku avukatından profesyonel destek almak, hak kayıplarını önlemek adına kritik öneme sahiptir. Dava, hatanın yapıldığı sağlık kuruluşunun niteliğine göre (kamu veya özel) Tüketici Mahkemeleri veya İdare Mahkemelerinde açılacaktır.
“`

Anahtar Kelime : malpraktis

