Bilinçsiz Hastada Tıbbi Müdahale Sorumluluk: Şartlar, Deliller, Zamanaşımı Ve Tazminat

Bilinçsiz hastada tıbbi müdahale sorumluluğu analizi

Tıbbi müdahale, doğası gereği kişinin vücut bütünlüğüne bir müdahale teşkil eder ve hukuka uygunluğu, hastanın aydınlatılmış onamına bağlıdır. Ancak hasta bilincini kaybetmişse veya onam veremeyecek durumdaysa, hekimin müdahale sorumluluğu karmaşık bir hukuki zemin üzerine oturur. Bu durumda hekim, bir yandan hastanın yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü altındayken, diğer yandan hukuki ve cezai sorumluluk riskleriyle karşı karşıyadır. Bu blog yazısı, bilinçsiz hastaya yapılan tıbbi müdahalelerdeki sorumluluğun şartlarını, delil durumunu, zamanaşımı sürelerini ve olası tazminat taleplerini hem hastalar hem de hekimler için anlaşılır bir dilde açıklamayı amaçlamaktadır.

Bilinçsiz Hastaya Tıbbi Müdahalenin Hukuki Şartları

Temel kural, her türlü tıbbi müdahalenin hastanın aydınlatılmış onamı ile yapılmasıdır. Ancak bu kuralın istisnaları mevcuttur. Bilinci kapalı olan ve acil müdahale gerektiren durumlarda hastanın rızasının alınması mümkün değildir. Bu gibi hallerde, hukuki düzenlemeler ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, hekimin müdahalesini hukuka uygun kılan bazı şartlar öngörmektedir.

Varsayılan Rıza (Farazi Rıza)

Bilinçsiz hastaya yapılan müdahalelerde “varsayılan rıza” veya “farazi rıza” kavramı devreye girer. Bu ilkeye göre, eğer hasta bilinci açık olsaydı, hayatını ve sağlığını kurtarmaya yönelik bu tıbbi müdahaleye rıza göstereceği varsayılır. Bu varsayımın geçerli olabilmesi için müdahalenin tıbben zorunlu ve acil olması, hastanın hayatını kurtarmaya veya ciddi bir zarardan korumaya yönelik olması gerekir. Yargıtay kararlarında da acil durumlarda, hekimin hastanın yaşam hakkını önceliklendirerek hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Aydınlatılmış Onamın İstisnaları

Hasta Hakları Yönetmeliği ve diğer ilgili mevzuat, acil durumları aydınlatılmış onam alınması zorunluluğunun bir istisnası olarak düzenlemiştir. Bilinci kapalı hastanın hayati tehlikesinin bulunması ve müdahale edilmediği takdirde ciddi bir organ kaybı veya fonksiyon bozukluğu riskinin olması durumunda hekim, rıza aramaksızın gerekli tıbbi müdahaleyi yapabilir. Ancak bu durumun da kayıt altına alınması ve mümkünse hastanın yakınlarının bilgilendirilmesi esastır.

İspat Yükü ve Deliller

Bilinçsiz hastaya yapılan müdahaleden kaynaklanan bir hukuki uyuşmazlıkta, ispat yükünün dağılımı önem arz eder. Genellikle, tıbbi müdahalenin tıp biliminin standartlarına ve kurallarına uygun olarak yapıldığını, acil ve zorunlu bir durumun varlığını ispat etme yükümlülüğü hekim ve sağlık kuruluşuna aittir. Hekim, yaptığı tüm işlemleri, müdahalenin gerekliliğini ve aciliyetini gösteren tıbbi kayıtları (ameliyat notları, konsültasyon raporları, tetkik sonuçları vb.) eksiksiz bir şekilde tutmakla yükümlüdür. Bu kayıtlar, olası bir davada en önemli delilleri teşkil eder. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, aydınlatılmış onamın alındığının ispatı hekime aittir; bu kural, acil durumlarda müdahalenin zorunluluğunun ispatı şeklinde kendini gösterir.

Zamanaşımı Süreleri

Bilinçsiz hastaya yapılan hatalı tıbbi müdahale (malpraktis) iddiasıyla açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süreleri, davanın kime karşı açıldığına göre değişiklik göstermektedir.

  • Özel Hastaneler ve Doktorlar İçin: Hekim ile hasta arasındaki ilişki genellikle vekalet sözleşmesi olarak kabul edildiğinden, bu tür davalarda Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre genel olarak 5 veya 10 yıllık zamanaşımı süreleri uygulanabilir. Ancak zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren işleyen daha kısa süreler de mevcuttur.
  • Kamu Hastaneleri İçin: Devlet hastanelerindeki müdahaleler idari işlem niteliğinde olduğundan, tam yargı davası açma süreleri farklıdır. Zararın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde 5 yıl içinde idareye başvurulması ve ardından idare mahkemesinde dava açılması gerekir.

Zamanaşımı süreleri hak düşürücü nitelikte olduğundan, bu sürelerin kaçırılmaması büyük önem taşır.

Tazminat Sorumluluğu

Bilinçsiz hastaya yapılan tıbbi müdahalenin, tıp biliminin standartlarına aykırı, hatalı veya ihmalkar bir şekilde yapılması ve bunun sonucunda hastanın bir zarara uğraması durumunda hekimin ve/veya sağlık kuruluşunun tazminat sorumluluğu doğar. Bu sorumluluk, hem maddi hem de manevi tazminatı kapsar.

Maddi Tazminat

Maddi tazminat, hatalı müdahale sonucu ortaya çıkan ve parayla ölçülebilen tüm zararları kapsar. Bunlar arasında tedavi masrafları, hastanın çalışma gücü kaybından doğan zararlar ve eğer hasta vefat etmişse destekten yoksun kalma tazminatı gibi kalemler yer alır.

Manevi Tazminat

Manevi tazminat ise, hastanın hatalı müdahale nedeniyle yaşadığı bedensel ve ruhsal acı, elem ve ıstırap için talep edilir. Yargıtay, kişilik haklarının ihlal edildiği durumlarda, yaşanan acının hafifletilmesi amacıyla manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Bilinçsiz bir hastaya onamsız veya hatalı bir müdahalede bulunulması, başlı başına kişilik haklarının ihlali olarak kabul edilebilir.

Bilinçsiz hastada tıbbi müdahale sorumluluğu analizi
Anahtar Kelime : bilincsiz hastada tibbi mudahale sorumlulugu

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız