Diş Malpraktisi Davasında Adli Tıp Raporu Yeterli midir?

Adli tıp raporu diş malpraktisi davası adli tip raporu

Diş hekimliği uygulamaları, hem cerrahi müdahaleleri hem de estetik beklentileri barındıran oldukça hassas ve dinamik bir alandır. Bu alanda meydana gelen tıbbi uygulama hataları (malpraktis), hastalar açısından ciddi fiziki ve maddi zararlara yol açarken, hekimler açısından da ciddi cezai ve hukuki sorumluluklar doğurmaktadır. Diş malpraktisi davalarında, hekimin kusurlu olup olmadığını ve zararın boyutunu tespit etmek amacıyla bilirkişi incelemesine başvurulur. Bu süreçte en çok merak edilen husus ise, mahkemece alınan bir Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunun tek başına davayı çözüme kavuşturmak için yeterli kabul edilip edilmeyeceğidir.

Diş Hekimliğinde Malpraktis ve Özen Yükümlülüğü

Diş hekiminin hukuki sorumluluğu, uygulanan tedavi yöntemine göre 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirilir. Dolgu veya kanal tedavisi gibi genel dental müdahaleler “vekalet sözleşmesi” kapsamında ele alınarak hekimin “özen borcuna” tabi kılınırken; implant, protez veya zirkonyum kaplama gibi estetik ve fonksiyonel sonuç taahhüt eden işlemler “eser sözleşmesi” hükümlerine göre çözümlenir. Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca, hekimin en hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle, bir davada malpraktis olup olmadığının tespiti, tıp biliminin güncel verilerine ve mesleki kurallara uygunluğun denetlenmesini gerektirir.

Adli Tıp Kurumu Raporlarının Hukuki Niteliği

Hukuk yargılamasında hakim, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Adli Tıp Kurumu, mahkemelerin bu amaçla başvurduğu resmi ve kamusal bir bilirkişi merciidir. Ancak adli tıp raporları, kesin delil niteliğinde olmayıp takdiri delil niteliğindedir. Diğer bir deyişle hakim, adli tıp raporuyla doğrudan bağlı değildir. Raporun somut olayın tüm teknik detaylarını açıklaması, tıbbi literatüre dayanması ve tarafların itirazlarını mantıklı ve bilimsel gerekçelerle karşılaması şarttır.

Yargıtay İçtihatları Işığında Adli Tıp Raporu Tek Başına Yeterli midir?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere, diş malpraktisi davalarında yalnızca genel veya matbu ifadeler barındıran bir adli tıp raporu hükme esas alınamaz. Diş hekimliği; ortodonti, protez, pedodonti, endodonti ve çene cerrahisi gibi derin uzmanlık gerektiren branşlara ayrılmıştır. Bu nedenle genel adli tıp heyetlerinin hazırladığı raporlar, somut olayın klinik ayrıntılarını ve komplikasyon yönetimini değerlendirmede yetersiz kalabilmektedir. Yargıtay, adli tıp raporunun yeterli kabul edilebilmesi için şu kriterlerin karşılanmasını zorunlu görmektedir:

  • Uzmanlık İlkesi: Bilirkişi heyetinde mutlaka uyuşmazlık konusu diş hekimliği branşında uzman (örneğin implant tedavisindeki kusur iddialarında çene cerrahı ve protez uzmanı) akademisyenlerin yer alması gerekir.
  • Gerekçelendirme ve Denetlenebilirlik: Raporun, uygulanan tedavinin neden standartlara uygun veya hatalı olduğunu tıbbi gerekçelerle açıklaması ve mahkeme tarafından denetlenebilir olması zorunludur.
  • Çelişkilerin Giderilmesi: Dosyadaki diğer deliller veya üniversitelerin ana bilim dallarından alınan uzman mütalaaları ile adli tıp raporu arasında çelişki bulunması durumunda, bu çelişki giderilmeden karar verilemez.

Çelişkili Raporlar Karşısında Mahkemenin Rolü

Dava sürecinde davacı tarafın sunduğu bilimsel uzman görüşleri ile Adli Tıp Kurumu raporları arasında uyuşmazlık çıkması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, böyle bir durumda mahkemenin sadece resmi bir kurum olması sebebiyle adli tıp raporuna üstünlük tanıması hukuken hatalıdır. Mahkeme, çelişkiyi gidermek amacıyla üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak yeni, bağımsız ve uzman bir bilirkişi heyetinden ek rapor veya yeni bir rapor almakla yükümlüdür.

Sonuç

Özetlemek gerekirse, diş malpraktisi davalarında adli tıp raporu yargılamanın yönünü belirleyen en önemli delillerden biridir; ancak her durumda tek başına yeterli değildir. Raporun adil bir karara dayanak oluşturabilmesi için diş hekimliğinin ilgili alt disiplinine vakıf uzmanlarca hazırlanmış olması, bilimsel kriterleri karşılaması ve tarafların tüm teknik itirazlarını tatmin edici şekilde yanıtlaması şarttır. Bu doğrultuda, hak kaybına uğramak istemeyen hastaların ve mesleki itibarını korumayı amaçlayan diş hekimlerinin, bilirkişi raporlarındaki teknik ve hukuki eksiklikleri doğru analiz etmesi ve süreci bir sağlık hukuku avukatı ile takip etmesi büyük önem taşımaktadır.

Adli tıp raporu diş malpraktisi davası
Anahtar Kelime : adli tip raporu

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız