DNR (Yeniden Canlandırmama) Talimatı Nedir?
Sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle birlikte, hastaların yaşamlarının son döneminde tıbbi müdahalelere dair talepleri daha fazla önem kazanmaktadır. DNR yani “Yeniden Canlandırmama” talimatı, bir hastanın, kalp veya solunum durması halinde kendisine yeniden canlandırma (resüsitasyon) işlemlerinin uygulanmamasını istediği bir tıbbi yönergedir. DNR talimatı, özellikle terminal dönem hastalarda ve geri dönüşümün mümkün olmadığı klinik tablolar söz konusu olduğunda gündeme gelmektedir.
DNR Talimatının Türkiye’deki Hukuki Karşılığı
Türkiye’de “Yeniden Canlandırmama Talimatı” (“Do Not Resuscitate/DNR”) doğrudan mevzuatta düzenlenen bir kavram değildir. Türk hukuk düzeninde esas alınan ilke, yaşam hakkının ve yaşamın korunmasıdır. Bu çerçevede hekimin ya da sağlık personelinin müdahale yükümlülüğü çok net olarak belirlenmiştir. Türk Ceza Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve Hasta Hakları Yönetmeliği çerçevesinde, hastaya tıbbi yardımda bulunmamak kimi durumlarda hukuki ve cezai sorumluluğa yol açabilmektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde genel olarak tazminat sorumluluğunun şartları düzenlenmiş; Hasta Hakları Yönetmeliği’nde ise “tıbbi müdahaleye rıza” ve “bilgilendirilmiş onam” esasları açıkça belirtilmiştir. Ancak bu yasal çerçevede hekimlerin, bir hastanın canlandırma istememesi yönündeki talebini yazılı bir talimat olarak dikkate alabileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır.
Hekimin Müdahale Yükümlülüğü ve Sorumluluklar
Türkiye’de tıbbi uygulama hatalarına dair davalarda, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, yaşam hakkının ve insan onurunun korunması devletin ve hekimlerin temel yükümlülüklerindendir. Sağlık çalışanları, tıbbi gereklilik olduğu sürece yaşamı koruyucu müdahaleleri yapmakla yükümlüdür. Hekimin, hastanın hayati tehlikesi karşısında müdahaleden imtina etmesi veya DNR talimatı doğrultusunda müdahaleyi reddetmesi, Türk hukukunda açıkça öngörülmemiştir ve çeşitli hukuki riskler doğurabilir.
Ancak, müdahale mümkün olsa dahi hastanın tıbbi olarak kesin iyileşme umudunun bulunmadığı ve yaşamın artık tamamen sona erdiği durumlarda, aşırı ve anlamsız müdahalelerin yapılmaması, insan onuru ilkesinin korunması anlamında etik açıdan tartışılmaktadır. Yine de hukuken DNR talimatı Türk hukukunda tanımlı ve uygulanabilir bir tıbbi talimat değildir.
Hasta Hakları Yönetmeliği ve Rıza İlkesi
Türkiye’de Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre, tıbbi müdahalede bulunulabilmesi için hastanın bilgilendirilmiş onamı gereklidir. Ancak bu onam, yaşamı tehdit eden acil durumlar söz konusu olduğunda aranmaz. Dolayısıyla, resmi mevzuata göre hasta ya da hasta yakınlarının “canlandırma istemiyorum” yönündeki isteği, sağlık çalışanları için bağlayıcı değildir.
- Bilgilendirilmiş Onam: Hasta, uygulanacak tıbbi işlem konusunda detaylı olarak bilgilendirilmeli ve bir rıza alınmalıdır.
- Acil Durumlarda Müdahale: Rıza alınmadan da, hastanın hayatını kurtarmak amacıyla tıbbi müdahale yapılabilir.
Sonuç ve Pratik Öneriler
Türkiye’de DNR talimatının tıbbi uygulama ve mevzuat açısından bir karşılığı bulunmamaktadır. DNR talimatı hazırlansa dahi, hukuken ve fiilen sağlık çalışanları için bağlayıcı bir etkisi yoktur. Hekimler, acil müdahale yükümlülüğü kapsamında hastaya resüsitasyon uygulamak zorundadır. Gerek hasta, gerekse hekim açısından risk oluşturabilecek bu konuda, mutlaka etik kurullardan ve hukuk birimlerinden destek alınması önerilmektedir. Mevzuatın gelişmesiyle birlikte ilerleyen dönemde, bu konuda daha açık düzenlemelerin yapılması beklenmektedir.
KAYNAKLAR: Türk Borçlar Kanunu m. 49, Hasta Hakları Yönetmeliği, Yargıtay’ın yerleşik içtihat prensipleri, Sağlık Bakanlığı Resmi Duyuruları ve Resmi Gazete mevzuatı.

Anahtar Kelime : DNR Talimatı Türkiye

