Sağlık hukuku, hekim ve hasta arasındaki ilişkinin en hassas noktalarından biri olan “bilgilendirme” ve bu temelde alınan “onam” süreçlerini detaylı bir şekilde düzenler. Hekimin tıbbi müdahale öncesinde hastasını yeterli düzeyde bilgilendirmesi, hukuki ve etik bir zorunluluktur. Ancak bazı durumlarda bu bilgilendirme yükümlülüğü, hastanın kendisiyle sınırlı kalmaz ve hasta yakınlarını da kapsar. İzmir özelinde, bu yükümlülüğün ihlali nedeniyle açılan davalar, hem hekimler hem de hasta ve hasta yakınları için önemli sonuçlar doğurabilmektedir.
Aydınlatma Yükümlülüğü ve “Aydınlatılmış Onam” Nedir?
Aydınlatılmış onam, bir hastanın kendisine uygulanacak tıbbi müdahaleye, tüm riskleri, faydaları, alternatif tedavi yöntemlerini ve tedavi reddedildiğinde ortaya çıkabilecek sonuçları anladıktan sonra, özgür iradesiyle onay vermesi sürecidir. Bu süreç, Anayasa ile güvence altına alınan vücut bütünlüğüne dokunulmazlık hakkının temel bir gereğidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, hastadan matbu ve genel ifadelerle dolu bir form imzalatılması, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği anlamına gelmez. Bilgilendirmenin hastanın anlayabileceği sade bir dille, sözlü ve gerektiğinde yazılı olarak yapılması esastır. İspat yükü ise, aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığını kanıtlamakla yükümlü olan hekim ve sağlık kuruluşundadır.
Hekimin Hasta Yakınını Bilgilendirme Sorumluluğu Ne Zaman Doğar?
Hekimin temel muhatabı hastanın kendisidir. Ancak bazı özel durumlarda bu kural esner ve bilgilendirme yükümlülüğü hasta yakınlarına yönelir. Bu durumlar genellikle şunlardır:
- Hastanın Bilincinin Kapalı Olması: Acil durumlar, yoğun bakım süreçleri veya anestezi altındayken olduğu gibi, hastanın karar verme yeteneğinin olmadığı hallerde, yasal temsilcisine veya birinci derece yakınlarına bilgi verilir.
- Hastanın Reşit Olmaması: Çocuk hastaların (18 yaş altı) tıbbi müdahalelerinde, aydınlatma ve onam süreci veli veya vasisi üzerinden yürütülür.
- Hastanın Karar Verme Yeterliliğinin Olmaması: İleri derecede demans, zihinsel engel gibi hastanın durumu kavrama ve rasyonel karar verme yetisini ortadan kaldıran durumlarda, kanuni temsilcisi (vasi) bilgilendirilir.
- Hastanın Talep Etmesi: Hasta, sağlık durumuyla ilgili bilgilerin kendisi yerine belirlediği bir yakınına verilmesini yazılı olarak talep edebilir.
Bu istisnalar dışında, hastanın onayı olmaksızın sağlık bilgilerinin yakınları dahil üçüncü kişilerle paylaşılması, hasta mahremiyetinin ihlali anlamına gelir.
Bilgilendirme Yükümlülüğünün İhlali ve Dava Süreci
Hekimin veya sağlık kuruluşunun, gerekli durumlarda hasta yakınını usulüne uygun şekilde bilgilendirmemesi, yapılan tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirebilir. Ortaya çıkan zararın tıbbi bir hatadan (malpraktis) kaynaklanmasa bile, sadece aydınlatma eksikliği başlı başına bir dava sebebi olabilir. Yargıtay, olası bir riskin (komplikasyon) gerçekleşmesi durumunda, bu risk hakkında önceden bilgi verilmemiş olmasını, hekimin sorumluluğu için yeterli görmektedir.
İzmir’de, hasta yakınının bilgilendirilmemesi nedeniyle açılacak bir dava genellikle şu adımları içerir:
- Dava Dilekçesinin Hazırlanması: Konusunda uzman bir sağlık hukuku avukatı tarafından, olayın detayları, aydınlatma eksikliğinin nasıl gerçekleştiği ve talep edilen tazminat (maddi ve manevi) belirtilerek dava dilekçesi hazırlanır.
- Mahkeme Süreci: Dava, genellikle Tüketici Mahkemeleri veya Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde görülür. Mahkeme, tarafların delillerini (hasta dosyası, tanıklar, onam formları vb.) toplar.
- Bilirkişi Raporu: Yargılama sürecinde mahkeme, tıbbi ve hukuki değerlendirme yapması için Adli Tıp Kurumu’ndan veya üniversitelerin ilgili anabilim dallarından bilirkişi raporu alınmasına karar verir. Bu rapor, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği ve bunun sonuca etkisi konusunda dosyayı aydınlatır.
- Karar ve Temyiz: Mahkeme, tüm delilleri ve bilirkişi raporunu değerlendirerek bir karar verir. Tarafların bu karara karşı üst mahkemelere (İstinaf, Yargıtay) itiraz etme hakkı bulunmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Hastanın tüm riskleri anlattırmayın demesi hekimi sorumluluktan kurtarır mı?
Hastanın “bana bir şey anlatma, ne gerekiyorsa yap” şeklindeki beyanları, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz. Hekimin en azından temel riskler hakkında bilgi vermesi ve bu durumu tıbbi kayıtlara detaylı olarak işlemesi önerilir. Hastanın bilgilendirmeyi reddettiğine dair yazılı beyanı, olası bir davada hekim için önemli bir delil olacaktır.
Genel onam formunu imzalamış olmamız dava açmamıza engel mi?
Hastaneye girişte imzalatılan ve “her türlü tıbbi müdahaleye izin veriyorum” gibi genel ifadeler içeren belgeler, Yargıtay tarafından spesifik bir aydınlatma olarak kabul edilmemektedir. Dolayısıyla, bu tür bir formun varlığı dava açmaya engel değildir.
İzmir’de bu tür bir dava ne kadar sürer?
Dava süresi; mahkemenin yoğunluğuna, delillerin toplanma hızına, bilirkişi raporlarının hazırlanma süresine ve temyiz süreçlerine bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte, genellikle 1.5 ila 3 yıl arasında sürebilmektedir.
“`

Anahtar Kelime : hasta yakını bilgilendirmeme davası

