Sağlık hizmetlerinin sunumunda hekim ile hasta arasındaki ilişki, karşılıklı güven, saygı ve iş birliği esasına dayanır. Ancak klinik uygulamalarda zaman zaman sağlık çalışanlarının fiziki veya psikolojik bütünlüğünü tehdit eden, ciddi güvenlik riski barındıran durumlar ortaya çıkabilmektedir. Hekimin hastayı tedavi etme yükümlülüğü ile kendi can güvenliğini ve kişisel haklarını koruma hakkı arasındaki hassas denge, Türk sağlık hukuku mevzuatında net sınırlarla çizilmiştir. Peki, bir hekim güvenlik riski taşıyan bir hastaya hangi şartlar altında müdahale etmelidir ve hangi durumlarda hizmetten çekilme hakkını kullanabilir?
Hekimin Tedaviyi Reddetme ve Hizmetten Çekilme Hakkı
Türk hukuk sisteminde hekimlerin sınırsız ve koşulsuz bir tedavi yükümlülüğü bulunmamaktadır. Anayasa tarafından güvence altına alınan yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı, hekimler ve tüm sağlık çalışanları için de geçerlidir. Bu kapsamda, hekimlerin hastayı reddetme ve hizmetten çekilme hakkı belirli mevzuat hükümleriyle yasal güvenceye kavuşturulmuştur:
- Tıbbi Deontoloji Tüzüğü (Madde 18 ve 19): Hekimlerin, acil yardım, resmi veya insani görevin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebileceğini veya başlamış bir tedaviyi yarım bırakabileceğini hüküm altına alır. Şiddet tehdidi ve güvenlik riski, bu şahsi sebeplerin en başında yer alır.
- Hasta Hakları Yönetmeliği: Hastaların sağlık hizmetlerinden güvenli bir ortamda faydalanma hakkı olduğu gibi, sağlık çalışanlarının da güvenli bir ortamda hizmet sunma hakkı mevcuttur.
- Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi: Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan bu düzenleme, şiddet veya şiddet riski durumunda sağlık çalışanlarına doğrudan “hizmetten çekilme” hakkı tanımaktadır.
Güvenlik Riski Altında “Hizmetten Çekilme” Süreci Nasıl İşler?
Sağlık Bakanlığı’nın ilgili genelgesi uyarınca, sağlık çalışanları sağlık hizmeti sunumu esnasında şiddete uğramaları ya da açık bir şiddet tehdidiyle karşılaşmaları halinde, acil verilmesi gereken hizmetler hariç olmak üzere hizmetten çekilme talebinde bulunabilirler. Bu sürecin hukuka uygun şekilde işletilmesi için şu adımların takip edilmesi gerekir:
Hizmetten çekilme talebi, kurum tarafından belirlenen yetkili yöneticiye (genellikle Beyaz Kod uygulamasından sorumlu başhekim yardımcısı veya idari amire) sözlü ya da yazılı olarak bildirilir. Bildirim üzerine yetkili yönetici, olayı derhal değerlendirerek hizmetten çekilme talebinin uygun olup olmadığı hakkında gecikmeksizin bir karar verir. Yetkili yönetici, talebi uygun bulduğu takdirde hastanın sağlık hizmeti almasına ve tedavisinin devamına yönelik gerekli güvenlik tedbirlerini alır.
Bu kapsamda ilgili hastanın sağlık hizmetini devam ettirecek yeni bir sağlık çalışanı belirlenir. Kurum içerisinde bunun mümkün olmaması durumunda ise hastanın hizmet alabileceği başka bir sağlık kurumuna güvenli bir şekilde sevki sağlanır. Böylece hem hekimin güvenliği korunmuş olur hem de hastanın sağlık hizmetine erişimi engellenmez.
Acil Durumlarda Müdahale Zorunluluğu ve Hayati Sınır
Güvenlik riski ne kadar yüksek olursa olsun, hekimin hastayı tamamen reddedemeyeceği en önemli hukuki istisna “acil tıbbi durumlar”dır. Türk Ceza Kanunu (Madde 98) kapsamında, yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suç teşkil etmektedir. Dolayısıyla, hastanın hayati tehlikesinin bulunduğu acil hallerde hekimin tıbbi müdahalede bulunması yasal bir zorunluluktur.
Anakin bu zorunluluk, hekimin kendi hayatını doğrudan ve mutlak bir tehlikeye atmasını gerektirmez. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca, çalışanların “ciddi ve yakın tehlike” halinde çalışmaktan kaçınma hakkı bulunmaktadır. Eğer hasta aktif olarak fiziksel bir saldırı gerçekleştiriyorsa ya da silahlı bir tehdit unsuru barındırıyorsa, hekim öncelikle kendi can güvenliğini sağlamak için müdahaleyi askıya alabilir. Güvenlik görevlileri veya kolluk kuvvetleri tarafından güvenli bir ortam tesis edildikten sonra acil tıbbi müdahaleye derhal başlanmalıdır.
Yargıtay İçtihatları ve Hukuki Yaklaşım
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere, hekim-hasta ilişkisinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için taraflar arasında asgari düzeyde bir güven ve saygı ilişkisinin bulunması şarttır. Hekime hakaret eden, tehdit savuran veya şiddet uygulayan bir hastanın, bu güven ilişkisini tek taraflı olarak ortadan kaldırdığı kabul edilir. Yargı kararları, acil durumlar saklı kalmak kaydıyla, can güvenliği tehdit edilen bir hekimin hastayı tedavi etmeye zorlanamayacağını ve bu şartlar altında zorla tedavi yapılması durumunda tıbbi hatanın (malpraktis) oluşma riskinin artacağını istikrarlı bir şekilde dile getirmektedir.
Sonuç
Hekimlerin öncelikli görevi insan hayatını kurtarmak ve sağlığı korumak olsa da, kendi yaşam hakları ve vücut bütünlükleri her türlü mesleki ödevin önünde gelir. Güvenlik riski taşıyan bir hasta söz konusu olduğunda, durumun “acil” olup olmadığına tıbbi ve hukuki kriterler çerçevesinde karar verilir. Acil olmayan vakalarda hekim, Çalışan Güvenliği Genelgesi doğrultusunda hizmetten çekilme hakkını güvenle kullanabilir. Acil durumlarda ise ancak gerekli güvenlik önlemleri alınarak ve hekimin yaşamı doğrudan tehlikeye atılmaksızın müdahale edilmelidir. Hem hastaların sağlık hakkının korunması hem de hekimlerin güvenli bir ortamda çalışabilmesi, hukuki sınırların doğru ve titizlikle uygulanmasıyla mümkündür.

Anahtar Kelime : hekim güvenlik riski

