Tıbbi malpraktis (tıbbi uygulama hatası), bir hekimin ya da sağlık çalışanının mesleki standartlara aykırı davranarak hastaya zarar vermesidir. Malpraktis iddiasıyla karşı karşıya kalan taraflar için sürecin nasıl yürütüleceği, hatanın gerçekleştiği hastanenin türüne göre büyük değişiklikler gösterir. Türkiye’de sağlık hukuku sistemi; kamu, özel ve üniversite hastaneleri olmak üzere üçlü bir ayrım üzerine kurulmuştur. Bu durum, davanın hangi mahkemede açılacağından zamanaşımı sürelerine kadar birçok hukuki süreci doğrudan etkiler.
1. Kamu (Devlet) Hastanelerinde Malpraktis Davaları
Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerinde çalışan hekimler ve sağlık personeli kamu görevlisi (devlet memuru) statüsündedir. Bu nedenle, bu kurumlarda meydana gelen tıbbi uygulama hatalarında doğrudan hekime karşı tazminat davası açılması hukuken mümkün değildir.
Görevli Mahkeme ve Davalı Taraf
Kamu hastanelerindeki malpraktis davaları, İdare Mahkemesinde ve doğrudan Sağlık Bakanlığı’na karşı açılır. Bu dava türüne hukukta “Tam Yargı Davası” (idarenin eylemi nedeniyle uğranılan zararın tazmini davası) denir.
- Yasal Dayanak: Anayasa’nın 129. maddesinin 5. fıkrasına göre, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir.
- Rücu Mekanizması: Davanın kazanılması durumunda tazminat devlet tarafından ödenir. Ancak idare, hekimin ağır kusurlu olduğunu tespit ederse, ödediği bu tazminatı hekime rücu etmek (geri istemek) üzere hekime karşı iç süreç başlatabilir.
2. Özel Hastanelerde Malpraktis Davaları
Özel hastaneler, tıp merkezleri ve serbest çalışan hekimlerin muayenehanelerinde durum tamamen farklıdır. Burada hasta ile hastane ve hekim arasında özel hukuktan doğan bir sözleşme ilişkisi kurulur. Hukuki niteliği itibarıyla bu ilişki genellikle Türk Borçlar Kanunu kapsamında bir “vekalet sözleşmesi” olarak kabul edilir.
Görevli Mahkeme ve Davalı Taraf
Özel hukuk hükümlerine tabi olan bu uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. Davalı olarak hem tedaviyi uygulayan hekim hem de özel hastane işletmesi müteselsil (ortaklaşa ve zincirleme) sorumlu olarak gösterilebilir. Hasta, dilerse sadece hekime, dilerse sadece hastaneye, dilerse her ikisine birden tazminat davası açabilir.
- Yasal Dayanak: Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) sözleşmeye aykırılık ve haksız fiil hükümleri (TBK m. 49 ve m. 112) bu davaların temel yasal dayanağını oluşturur.
3. Üniversite Hastanelerinde Malpraktis Davaları
Üniversite hastanelerinde davanın nasıl açılacağı, üniversitenin “Devlet Üniversitesi” veya “Vakıf Üniversitesi” olmasına göre ikiye ayrılır ve büyük farklılık gösterir.
Devlet ve Vakıf Üniversitesi Ayrımı
- Devlet Üniversitesi Hastaneleri: Kamu tüzel kişiliği oldukları için bu kurumlarda görev yapan öğretim üyeleri, asistanlar ve sağlık personeli kamu görevlisi sayılır. Dolayısıyla dava, doğrudan hekime değil, ilgili Üniversite Rektörlüğü’ne karşı İdare Mahkemesinde tam yargı davası olarak açılmalıdır.
- Vakıf Üniversitesi Hastaneleri: Vakıf üniversiteleri özel hukuk hükümlerine tabi kuruluşlar olarak kabul edilir. Bu nedenle vakıf üniversitesi hastanelerinde yaşanan malpraktis iddiaları, özel hastanelerle aynı statüdedir. Davalar, Tüketici Mahkemesinde hastane yönetimine ve hekime karşı açılır.
4. Zamanaşımı Sürelerindeki Kritik Farklar
Davanın açılacağı hastane türü, hak düşürücü süreleri ve zamanaşımı sürelerini doğrudan belirler. Sürenin kaçırılması durumunda dava hakkı tamamen ortadan kalkabilir.
Zamanaşımı Süreleri
- Kamu ve Devlet Üniversitesi Hastanelerinde: İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 13 uyarınca; hastanın zararı ve idari eylemi öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren en geç 5 yıl içinde ilgili idari mercie yazılı başvuruda bulunması gerekir. Başvurunun reddi halinde idari dava açılmalıdır.
- Özel ve Vakıf Üniversitesi Hastanelerinde: Sözleşmesel sorumluluğa dayanan davalarda zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanunu uyarınca genel olarak 5 yıldır. Haksız fiil hükümlerine dayanılması durumunda ise bu süre zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır.
Yargıtay’ın ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında da önemle vurgulandığı üzere, hekimin yükümlülüğü hastayı tedavi ederken tıp biliminin gerektirdiği tüm özeni, dikkati ve sadakati göstermektir. Malpraktis iddiasında bulunulurken hastanenin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, davanın yanlış mahkemede açılıp usulden reddedilmesini önlemek açısından hayati bir öneme sahiptir.

Anahtar Kelime : malpraktis davası farklari

