Tıbbi malpraktis, yani hekim hatası iddialarına dayanan davalar, hem hastalar hem de hekimler için oldukça yıpratıcı ve karmaşık süreçlerdir. Bu süreçlerin en kritik ve hassas noktalarından ikisi ise tanıkların beyanları ve bilirkişi raporlarının niteliğidir. Davanın seyrini doğrudan etkileyen bu iki temel unsur, adaletin doğru bir şekilde tecellisi için büyük önem taşır. Bu yazıda, malpraktis davalarında gizli tanıklık kurumunun uygulanabilirliği ve bilirkişi tarafsızlığının yargılamadaki rolü, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ışığında ele alınacaktır.
Malpraktis Davalarında Gizli Tanıklık Mümkün mü?
Ceza yargılamalarında, özellikle organize suçlar gibi ağır ve tehlike arz eden durumlarda tanığın veya yakınlarının güvenliğini sağlamak amacıyla “gizli tanıklık” kurumuna başvurulabilmektedir. Tanık Koruma Kanunu çerçevesinde düzenlenen bu usulde, tanığın kimliği gizli tutularak duruşmada ses ve görüntüsü değiştirilerek dinlenmesi mümkündür. Ancak, malpraktis davalarının hukuki niteliği ve konusu itibarıyla bu kurumun uygulanması pratikte mümkün görünmemektedir.
Malpraktis davaları, özü itibarıyla bir haksız fiil iddiasına dayanan özel hukuk tazminat davalarıdır. Bu davalarda temel amaç, hekimin tıbbi standartlara aykırı, kusurlu bir eylemi neticesinde hastanın uğradığı zararın giderilmesidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, bu tür davalarda ispat yükü ve yargılama usulleri, ceza hukukundan farklıdır. Gizli tanıklık, temel olarak tanığın can güvenliğinin ciddi ve ağır bir tehlike altında olduğu suçlarda başvurulan istisnai bir yöntemdir. Malpraktis iddiaları ise genellikle bu kapsama girmemektedir. Bu nedenle, bir hekimin mesleki uygulaması hakkında tanıklık yapacak bir kişinin kimliğinin gizlenmesi, adil yargılanma hakkı ve tarafların delilleri tartışma ilkesiyle bağdaşmaz.
Bilirkişi Tarafsızlığı ve Malpraktis Yargılamasındaki Önemi
Malpraktis davalarının en önemli aşamasını bilirkişi incelemesi oluşturur. Hâkim, tıbbi bilgi gerektiren teknik konularda uzman olmadığından, tıbbi müdahalenin standartlara uygun olup olmadığını, hekimin bir kusuru bulunup bulunmadığını ve zarar ile hekimin eylemi arasında nedensellik bağı olup olmadığını tespit etmek için bilirkişi görüşüne başvurmak zorundadır. Bu nedenle bilirkişi raporu, davanın sonucunu doğrudan etkileyen en kritik delillerden biridir.
Bilirkişi Raporunun Niteliği Nasıl Olmalıdır?
Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, bilirkişi raporu Yargıtay denetimine elverişli, gerekçeli ve bilimsel verilere dayalı olmalıdır. Rapor, tarafların iddia ve itirazlarını karşılamalı, ortaya atılan tüm soruları net bir şekilde cevaplandırmalıdır. Sadece bir görüş bildirmekten öte, bu görüşün hangi bilimsel temellere ve tıbbi kanıtlara dayandığını ayrıntılı olarak açıklamalıdır. Yüzeysel ve gerekçesiz raporlara dayanılarak hüküm kurulması, Yargıtay tarafından bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir.
- Tarafsızlık İlkesi: Bilirkişinin, davanın taraflarına karşı tamamen objektif ve tarafsız bir konumda olması esastır. Hekimler, bağlı oldukları kurumlarla ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar. Bilirkişinin taraflardan biriyle herhangi bir ilişkisinin olması veya raporunu hazırlarken subjektif değerlendirmeler yapması, raporun geçerliliğini ve hükme esas alınmasını engeller.
- Uzmanlık Alanı: İncelemeyi yapacak bilirkişinin, dava konusu tıbbi uzmanlık alanında yetkin olması kritik öneme sahiptir. Örneğin, bir kalp cerrahisi hatası iddiası, alanında uzman bir kalp cerrahı tarafından değerlendirilmelidir. Yargıtay, bilirkişi heyetinde ilgili uzmanlık alanlarından yeterli temsil bulunmamasını da eksik inceleme olarak görmektedir.
- Raporlar Arası Çelişkinin Giderilmesi: Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması halinde, mahkeme bu çelişkiyi gidermekle yükümlüdür. Bu amaçla ek rapor alınabilir veya farklı bir bilirkişi heyetinden yeni bir rapor tanzimi istenebilir. Çelişki giderilmeden karar verilmesi, hukuka aykırılık teşkil eder.
Sonuç olarak, malpraktis davalarının adil bir şekilde sonuçlanabilmesi için delillerin şeffaf bir şekilde tartışılması ve yargılamanın en önemli delili olan bilirkişi raporlarının tarafsız, bilimsel ve denetime elverişli olması zorunludur. Gizli tanıklık bu davaların doğasına uygun bir müessese değilken, bilirkişi tarafsızlığı adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir unsurdur.

Anahtar Kelime : malpraktis davalari

