Tıbbi uygulama hataları, yani genel adıyla malpraktis, tıp biliminin gerektirdiği standartlara aykırı müdahaleler neticesinde hastanın bedensel veya ruhsal bütünlüğünün zarar görmesidir. Sağlık hizmeti sunumu sırasında meydana gelen bu tür olumsuz durumlarda, hastaların maddi ve manevi zararlarını tazmin etme hakkı anayasal ve yasal güvence altındadır. Ancak klasik dava yollarının uzun sürmesi, masraflı olması ve taraflar üzerinde yarattığı psikolojik yıpranma, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda, malpraktis tazminatında arabuluculuk süreci ve taraflar arasında akdedilen sulh anlaşması, uyuşmazlıkların barışçıl, hızlı ve güvenli bir şekilde çözülmesini sağlamaktadır.
Malpraktis Uyuşmazlıklarında Arabuluculuğun Yasal Dayanağı
Özel hastaneler, tıp merkezleri, poliklinikler veya serbest çalışan hekimler ile hastalar arasındaki tıbbi tanı ve tedavi ilişkisi, yasal mevzuat ve yerleşik içtihatlar doğrultusunda genel olarak “tüketici işlemi” niteliğindedir. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a (TKHK) eklenen 73/A maddesi uyarınca, tüketici mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. Bu yasal düzenleme sebebiyle, özel sağlık kuruluşlarında yaşanan malpraktis iddialarında doğrudan mahkemeye gitmek hukuken mümkün olmayıp, öncelikle arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekmektedir.
Kamu hastaneleri ve üniversite hastanelerinde gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerden doğan uyuşmazlıklar ise idare hukukunun konusunu oluşturmaktadır. İdari yargıda zorunlu arabuluculuk mekanizması bulunmamaktadır. Devlet kurumlarına karşı açılacak tam yargı davalarından önce, idari başvuru süreci (İYUK m. 13) tamamlanmalıdır. Dolayısıyla, arabuluculuk ve sulh anlaşması müessesesi aslen özel hukuk çerçevesindeki malpraktis taleplerinde etkindir.
Sulh Anlaşması Nedir ve Hukuki Etkisi Nelerdir?
Arabuluculuk müzakereleri neticesinde tarafların maddi veya manevi tazminat hususunda mutabık kalması durumunda, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) uyarınca bir “Arabuluculuk Son Tutanağı ve Anlaşma Belgesi” düzenlenir. Borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde bir sulh sözleşmesi niteliğinde olan bu belge, uyuşmazlığı kesin olarak sona erdirir. Bu süreçte, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 49 kapsamında haksız fiilden doğan tazminat sorumluluğu ile vekalet sözleşmesine dayalı sorumluluklar tarafların ortak iradesiyle tasfiye edilir.
Sulh anlaşmasının en güçlü hukuki etkisi “dava açma yasağı” olarak karşımıza çıkmaktadır. 6325 sayılı Kanun’un 18. maddesinin 5. fıkrasına göre, tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda üzerinde anlaştıkları hususlarda yeniden dava açmaları hukuken engellenmiştir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere; tarafların hür iradeleriyle imzaladıkları geçerli bir sulh sözleşmesi varken, aynı iddialarla yeniden tazminat davası açılması dürüstlük kuralına aykırıdır ve bu davalar usulden reddedilmektedir. Ayrıca tarafların ve varsa vekillerinin (avukatlarının) birlikte imzaladığı anlaşma belgeleri, mahkeme onayına gerek kalmaksızın doğrudan ilam niteliğinde belge vasfı kazanarak ilamlı icra takibine konu edilebilir.
Hekimler ve Hastalar Açısından Arabuluculuğun Avantajları
Malpraktis iddialarının mahkeme yerine arabuluculuk masasında sulh ile sonuçlandırılması, her iki tarafa da benzersiz kazanımlar sunmaktadır:
- Sürecin Gizliliği: Arabuluculuk görüşmelerinde gizlilik esastır. Hekimlerin mesleki saygınlığı ve hastanelerin ticari itibarı kamuoyuna yansımadan korunurken, hastaların hassas tıbbi verileri de üçüncü kişilerin erişimine kapatılmış olur.
- Zaman ve Maliyet Tasarrufu: Yıllar süren yargılama süreçleri, karmaşık adli tıp raporu bekleme süreleri, yüksek harçlar ve bilirkişi masrafları bertaraf edilir.
- Esneklik ve Ortak Karar: Mahkemenin tek taraflı hükmü yerine, taraflar tazminat miktarını, ödeme şeklini, taksitlendirmeyi ve karşılıklı ibralaşma şartlarını özgürce belirleyebilirler.
Sağlık Hukukunda Uzman Desteğinin Önemi
Malpraktis arabuluculuk görüşmelerinde hak dengesinin kurulması, maddi tazminat kalemlerinin doğru hesaplanması ve gelecekte hukuki risk oluşturmayacak nitelikte bir sulh protokolünün hazırlanması büyük bir titizlik gerektirir. Bu nedenle, arabuluculuk ve sulh süreçlerinin başından sonuna kadar alanında uzman bir sağlık hukuku avukatının rehberliğinde yürütülmesi, tarafların hak kayıplarının önüne geçilmesi adına kritik bir öneme sahiptir.

Anahtar Kelime : malpraktis arabuluculuk sulh

