Skolyoz Ameliyatlarında Felç Riski Ve Aydınlatma Yükümlülüğü

Skolyoz ameliyatı sonrası riskler ve aydınlatma

Skolyoz, omurganın yana doğru eğriliği ile karakterize karmaşık bir deformitedir ve tedavisi için uygulanan cerrahi müdahaleler, yüksek düzeyde uzmanlık ve teknoloji gerektirir. Bu ameliyatlar, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırma potansiyeline sahip olsa da, her cerrahi işlem gibi belirli riskler taşır. Bu risklerin en başında, hastaları ve hekimleri en çok endişelendiren nörolojik hasar ve felç ihtimali gelmektedir. Bu noktada, hekimin hukuki sorumluluğunun merkezinde yer alan “aydınlatma yükümlülüğü” devreye girmektedir.

Skolyoz Ameliyatlarında Nörolojik Risk Faktörleri

Skolyoz ameliyatları, omuriliğe ve sinir köklerine yakın bir alanda gerçekleştirildiği için doğası gereği nörolojik hasar riski barındırır. Alanında tecrübeli cerrahlar tarafından ve nöromonitörizasyon gibi ileri teknolojiler kullanılarak yapıldığında bu risk önemli ölçüde azalmaktadır. Güncel verilere göre, bu risk %1-2 gibi oranlara kadar düşürülmüştür. Ancak skolyozun tipi, eğriliğin derecesi ve hastanın genel sağlık durumu gibi faktörlere bağlı olarak bu oranın değişebileceği unutulmamalıdır. Özellikle konjenital (doğuştan) ve nöromüsküler skolyoz vakalarında komplikasyon oranları daha yüksek olabilmektedir. Tıp biliminin kabul ettiği standartlara ve tüm özen kurallarına uyulmasına rağmen ortaya çıkabilen bu istenmeyen durumlara “komplikasyon” denir.

Komplikasyon ve Tıbbi Hata (Malpraktis) Ayrımı

Sağlık hukuku açısından en kritik ayrım, komplikasyon ile tıbbi hata (malpraktis) arasındadır. Komplikasyon, tıp biliminin standartlarına uygun bir müdahale yapılmasına ve hekimin gerekli tüm özeni göstermesine rağmen ortaya çıkabilen, öngörülebilir fakat her zaman önlenemeyen istenmeyen sonuçlardır. Tıbbi hata ise hekimin bilgi, beceri eksikliği veya özensizliği nedeniyle tıp biliminin standartlarından sapması sonucu hastaya zarar vermesidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hekim, öngörülemeyen veya tüm önlemlere rağmen kaçınılamayan komplikasyonlardan sorumlu tutulmazken, standartlara aykırı bir eylemden kaynaklanan zararlardan (malpraktis) sorumludur.

Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü ve Hukuki Önemi

Hekimin aydınlatma yükümlülüğü, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkının en temel yansımalarından biridir. Anayasa ve çeşitli yasal düzenlemelerle güvence altına alınan bu yükümlülük, hastanın kendisine uygulanacak tıbbi müdahale hakkında yeterli ve anlaşılır bilgiye sahip olmasını, bu bilgiler ışığında özgür iradesiyle karar vermesini amaçlar. Hasta Hakları Yönetmeliği, hekimin hastayı; hastalığın tanısı, önerilen tedavi yöntemi, bu yöntemin başarı şansı, potansiyel riskleri, olası yan etkileri, alternatif tedavi seçenekleri ve tedaviyi reddetmesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlar hakkında bilgilendirmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir.

Bu bilgilendirme, hastanın anlayabileceği sade bir dille, tereddüde yer bırakmayacak şekilde sözlü olarak yapılmalıdır. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatı ise hekime veya sağlık kurumuna aittir. Bu nedenle, tüm bu bilgilendirmeleri içeren ve hastanın imzasını taşıyan “Aydınlatılmış Onam Formu” hukuki uyuşmazlıklarda kritik bir delil niteliği taşır.

Yargıtay İçtihatları Işığında Aydınlatılmış Onam

Yargıtay, birçok kararında aydınlatma yükümlülüğünün önemini ve sınırlarını vurgulamıştır. Yüksek Mahkeme’ye göre, hastadan alınan onamın geçerli olabilmesi için “aydınlatılmış” olması şarttır. Sadece yapılacak işleme genel bir rıza göstermek yeterli değildir; hastanın, skolyoz ameliyatı özelinde felç gibi ciddi ve hayati riskler de dahil olmak üzere tüm olası komplikasyonlar hakkında spesifik olarak bilgilendirilmesi zorunludur. Yargıtay içtihatlarında, matbu ve genel ifadeler içeren onam formlarının yeterli olmadığı, bilgilendirmenin hastanın durumuna özgü yapılması gerektiği belirtilmektedir.

Önemle belirtmek gerekir ki, bir sonucun tıbben “komplikasyon” olarak kabul edilmesi, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Eğer hekim, ortaya çıkma ihtimali olan ancak nadir de olsa görülebilen felç gibi bir riski hastaya anlatmamış ve bu risk gerçekleşmişse, Yargıtay uygulamalarına göre hekimin sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Zira bu durumda hasta, riski bilseydi belki de ameliyata rıza göstermeyecekti. Bu nedenle, aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun şekilde yerine getirilmemesi, hukuka uygun bir tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirebilir.

Sonuç

Skolyoz ameliyatları, karmaşık ve ciddi riskler barındıran operasyonlardır. Felç riski, bu operasyonların en önemli potansiyel komplikasyonudur. Hukuk düzeni, bu riskin varlığını kabul etmekle birlikte, hastanın bu risk hakkında tam ve doğru bir şekilde bilgilendirilerek kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkını kullanmasını teminat altına almıştır. Hekimlerin, hastalarını tüm olası riskler ve komplikasyonlar hakkında açık ve anlaşılır bir dille bilgilendirerek yazılı onamlarını almaları, hem hasta haklarına saygının bir gereği hem de olası bir hukuki uyuşmazlıkta kendilerini koruyacak en önemli adımdır.

“`
Skolyoz ameliyatı sonrası riskler ve aydınlatma
Anahtar Kelime : skolyoz ameliyatı felç riski

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız