Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki, tıp biliminin gerekleri ve hukukun genel prensiplerinin iç içe geçtiği hassas bir zeminde yer alır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere, bu ilişki temelde bir vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilir. [3, 4] Bu, hekimin hastanın menfaatine olacak şekilde tıbbi teşhis, tedavi ve bakım işlemlerini özenle yürütmeyi taahhüt ettiği anlamına gelir. Ancak bu sözleşme, hekimin belirli bir sonucu (iyileşmeyi) garanti ettiği bir eser sözleşmesi değildir. Hekimin asıl sorumluluğu, tedavi sürecini tıp biliminin güncel standartlarına ve genel kabul görmüş kurallarına uygun olarak, özenle yönetmektir. [2] İzmir gibi büyük şehirlerde sağlık hizmetlerinin yoğunluğu, bu hukuki ilişkinin şartlarının, ispat yükümlülüğünün ve olası bir uyuşmazlıkta tarafların haklarının ne olduğunun bilinmesini daha da önemli kılmaktadır.
Vekalet Sözleşmesi Kapsamında Hekimin Sorumluluğunun Şartları
Hekimin hukuki sorumluluğundan bahsedebilmek için bazı şartların bir arada bulunması gerekir. Bu şartlar, hekimin vekalet sözleşmesinden doğan özen borcunu ihlal ettiğini gösteren temel unsurlardır.
- Sözleşme İlişkisi: Hekim ile hasta arasında bir tedavi ilişkisinin kurulmuş olması gerekir. Bu ilişki, hastanın sağlık hizmeti almak amacıyla hekime başvurması ve hekimin de bu talebi kabul etmesiyle başlar. [4]
- Hekimin Kusuru (Tıbbi Hata): Hekimin, teşhis, tedavi veya hasta bakımı sırasında tıp biliminin güncel standartlarına ve genel kabul görmüş meslek kurallarına aykırı davranmasıdır. Yargıtay kararlarında “tıbbi standart” kavramı, denenmiş ve ispatlanmış, hekim tecrübesi ve bilimin o anki düzeyini yansıtan temel kurallar olarak tanımlanır. [2] Hekimin en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulacağı kabul edilmektedir. [8, 19]
- Zarar: Hekimin kusurlu eylemi sonucunda hastanın bedensel veya ruhsal bütünlüğünde bir zararın meydana gelmesi gerekir. Bu zarar, tedavi masrafları gibi maddi olabileceği gibi, çekilen acı ve ıstırap gibi manevi de olabilir. [4]
- İlliyet Bağı: Meydana gelen zarar ile hekimin kusurlu eylemi arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Yani, zararın hekimin hatalı tıbbi müdahalesi sebebiyle ortaya çıktığı ispatlanmalıdır. [6]
İspat Yükü ve Deliller
Tıbbi uygulama hatası (malpraktis) davalarında ispat, davanın en kritik aşamalarından biridir. Hukukumuzda genel kural “iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olması” ise de, Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre, hekim ile hasta arasındaki bilgi ve teknik donanım eşitsizliği nedeniyle ispat yükü konusunda bazı istisnalar getirilmiştir.
Özellikle “aydınlatılmış onam” ilkesi bu konuda öne çıkar. Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre, hastayı yapılacak tıbbi müdahalenin riskleri, sonuçları ve alternatifleri konusunda yeterince aydınlattığını ve hastanın bu müdahaleye rıza gösterdiğini ispat etme yükümlülüğü hekime aittir. [5] Davalarda kullanılan temel deliller şunlardır:
- Hasta Dosyaları ve Tıbbi Kayıtlar: Hastanın tedavi sürecine ilişkin tüm kayıtlar, tahliller, röntgenler ve epikriz raporları en temel delillerdir.
- Bilirkişi Raporları: Davanın en önemli delilidir. Mahkeme, genellikle üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından uzman hekimlerden oluşan bir bilirkişi heyeti görevlendirerek hekimin eyleminin tıp bilimi standartlarına uygun olup olmadığını değerlendirir. [19]
- Tanık Beyanları: Özellikle hastanın durumu ve tedavi süreci hakkında bilgi sahibi olan kişilerin beyanlarına başvurulabilir.
Zamanaşımı Süreleri
Hekim sorumluluğuna dayalı tazminat davalarında zamanaşımı süresi, hukuki ilişkinin niteliğine göre şekillenir. Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesi kabul edildiğinden, Türk Borçlar Kanunu uyarınca bu sözleşmeden doğan alacaklar için zamanaşımı süresi 5 yıldır. [7, 12] Ancak, bu sürenin ne zaman başlayacağı veya uzayıp uzamayacağı somut olayın özelliklerine göre değişebilir. Özellikle hekimin eylemi aynı zamanda ceza kanunları kapsamında suç teşkil ediyorsa (örneğin taksirle yaralama), ceza davası için öngörülen daha uzun zamanaşımı süreleri uygulanabilir. [11] Bu durum, genellikle hasta lehine bir sonuç doğurmaktadır.
Tazminat Talepleri
Hekimin vekalet sözleşmesine aykırı davranması sonucu bir zarar ortaya çıkmışsa, hasta maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir. İzmir’deki sağlık hukuku davalarında da bu talepler sıklıkla gündeme gelmektedir.
- Maddi Tazminat: Hatalı tıbbi müdahale nedeniyle yapılan ek tedavi giderleri, ilaç masrafları, hastane ücretleri, çalışma gücü kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılması gibi kalemleri kapsar.
- Manevi Tazminat: Hastanın, kusurlu tıbbi müdahale nedeniyle çektiği fiziksel acı, elem, keder ve yaşama sevincindeki azalma gibi manevi yıpranmaların karşılığı olarak talep edilir.
Sonuç olarak, hekim ile hasta arasındaki vekalet ilişkisi, karşılıklı güvene dayanan ve hekime ciddi bir özen yükümlülüğü getiren bir hukuki bağdır. İzmir’de veya başka bir şehirde, bir tıbbi uygulama hatası iddiası gündeme geldiğinde, sürecin hem hastalar hem de hekimler için doğru yönetilmesi, hak kayıplarının önlenmesi adına büyük önem taşımaktadır.
“`

Anahtar Kelime : hekim sorumluluğu

