Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve dürtü kontrol bozuklukları, bireyin davranışlarını kontrol etme, planlama yapma ve eylemlerinin sonuçlarını öngörme yeteneğini doğrudan etkileyen nörogelişimsel durumlardır. Bu durumlar, tıbbi birer tanı olmanın ötesinde, bireylerin toplumsal ve hukuki ilişkilerinde de önemli sonuçlar doğurur. Hem hastalar hem de hekimler açısından en çok merak edilen konulardan biri, bu rahatsızlıkların hukuki ve cezai sorumluluk üzerindeki etkisidir. Bu yazımızda, DEHB ve dürtü kontrolünün hukuk sistemimizdeki yerini, tazminat ve ceza sorumluluğuna etkilerini mercek altına alacağız.
Hukuki Sorumluluğun Temeli: Ayırt Etme Gücü
Türk hukuk sisteminde, bir kişinin eylemlerinden hukuken sorumlu tutulabilmesi için öncelikle “ayırt etme gücüne” (temyiz kudretine) sahip olması gerekir. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 13. maddesi uyarınca, yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle makul surette hareket etme yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir. DEHB veya dürtü kontrol bozukluğu, tek başına kişiyi doğrudan “ayırt etme gücünden yoksun” kılmaz. Ancak rahatsızlığın şiddeti, eşlik eden diğer psikiyatrik tablolar ve somut olayın özellikleri, bireyin irade yeteneğini önemli ölçüde etkileyebilir.
Cezai Sorumluluk Bakımından DEHB ve TCK Madde 32
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 32. maddesi, akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişilere ceza verilmeyeceğini öngörmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında ise irade yeteneği tamamen ortadan kalkmamış ancak “azalmış” olan kişilere indirimli ceza uygulanması ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi düzenlenmiştir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere, ceza sorumluluğunun belirlenmesinde kişinin fiili işlediği andaki akli durumu esas alınır. DEHB ve dürtü kontrol bozukluğu yaşayan bir sanığın, suça konu eylemi gerçekleştirirken irade yeteneğinin ne derece etkilendiği, Adli Tıp Kurumu veya tam teşekküllü ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinden alınacak heyet raporu ile tespit edilir. Eğer uzman hekim raporuyla kişinin dürtüselliği nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azaldığı saptanırsa, mahkeme TCK m. 32/2 hükümlerini uygulayarak cezada indirime gidebilir veya tedavi odaklı güvenlik tedbirlerine karar verebilir.
Hukuki (Tazminat) Sorumluluğu ve Haksız Fiil
Kişinin cezai sorumluluğunun bulunmaması veya azalmış olması, verdiği maddi/manevi zararları tazmin etme yükümlülüğünü otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49. maddesi, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin, bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu belirtir. Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin haksız fiillerinden sorumlu tutulamayacağı genel bir kural olsa da, kanun koyucu mağduriyetleri önlemek adına hakkaniyet odaklı istisnalar getirmiştir.
TBK’nın 65. maddesinde düzenlenen “hakkaniyet sorumluluğu” gereğince, ayırt etme gücü bulunmayan bir kişi dahi, durum ve koşullar gerektiriyorsa (örneğin tarafların mali durumları ve hakkaniyet esasları gözetilerek) verdiği zararın tamamını veya bir kısmını tazmin etmekle yükümlü tutulabilir. Dolayısıyla, ağır bir DEHB veya dürtü bozukluğu nedeniyle kusur ehliyeti zayıflamış bir bireyin, üçüncü kişilere verdiği maddi zararlardan tamamen muaf tutulması her somut olayda mümkün olmayabilir.
Hekimlerin ve Sağlık Profesyonellerinin Rolü
Sağlık çalışanları, DEHB ve dürtü kontrol bozukluğu tanılı hastaların tedavisini yürütürken hukuki bir köprü görevi görür. Hekimlerin bu süreçteki başlıca sorumlulukları şunlardır:
- Doğru Tanı ve Belgelendirme: Hastanın klinik tablosunun, dürtüsellik seviyesinin ve tedaviye uyumunun eksiksiz şekilde tıbbi kayıtlara işlenmesi, olası adli süreçlerde mahkemelere sunulacak en önemli delildir.
- Aydınlatılmış Onam: Tedavide kullanılan ilaçların (özellikle yeşil ve kırmızı reçeteli uyarıcıların) olası yan etkileri, dürtü kontrolü üzerindeki etkileri ve günlük yaşama yansımaları konusunda hasta ve yasal temsilcisi detaylıca bilgilendirilmelidir.
- Tedavi Takibi ve Bildirim: Hastanın kendisi veya çevresi için ciddi bir tehlike oluşturduğu açıkça görülen durumlarda, hekimlerin Sağlık Bakanlığı mevzuatı ve koruyucu tıp ilkeleri çerçevesinde gerekli önlemleri alma ve bildirim yükümlülükleri devreye girebilir.
Sonuç
DEHB ve dürtü kontrol bozuklukları, bireyin hukuki sorumluluğunu doğrudan ortadan kaldıran mutlak birer muafiyet sebebi değildir. Ancak Türk hukukunda, eylemin niteliğine ve kişinin klinik durumuna göre sorumluluğu hafifletici birer unsur olarak kabul edilebilirler. Hem cezai hem de hukuki uyuşmazlıklarda adil bir sonuca ulaşılabilmesi, tıp ve hukuk disiplinlerinin koordineli çalışması ve uzman adli tıp raporlarının titizlikle değerlendirilmesi ile mümkündür.

Anahtar Kelime : dehb dürtü kontrol

