Down Sendromlu Doğumda Tazminat: Yargıtay’ın “Var Olmama Hakkı” Kararı

olmakolmamak Down sendromlu doğumda tazminat

Bir çocuk, dünyaya gelmiş olması nedeniyle doktordan tazminat isteyebilir mi?

Bu sıra dışı soru, Down sendromunun gebelik sırasında tespit edilemediği bir malpraktis davasında Yargıtay’ın önüne geldi. Çocuk adına ileri sürülen talebin temelinde, gerekli bilgilendirme zamanında yapılsaydı gebeliğin sonlandırılabileceği ve çocuğun Down sendromlu olarak dünyaya gelmeyeceği iddiası bulunuyordu.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise böyle bir talebin, hukuken korunması mümkün olmayan bir “var olmama hakkı”nın kabulü anlamına geleceğini belirterek kararı bozdu.

Karar; çocuğun yaşam hakkı, hekimin aydınlatma yükümlülüğü, ebeveynlerin karar verme hakkı ve tıbbi uygulama ile zarar arasındaki nedensellik bağı açısından sağlık hukukunun en tartışmalı içtihatlarından biri hâline geldi.

Dava nasıl ortaya çıktı?

Davacı aile, gebelik takibi sırasında Down sendromunun tespit edilmesine yönelik gerekli incelemelerin yapılmadığını ve kendilerine yeterli bilgi verilmediğini ileri sürdü.

İddiaya göre gebelik takibini gerçekleştiren hekim;

  • Down sendromu riskini açıklamamış,
  • tarama ve kesin tanı yöntemleri hakkında yeterli bilgi vermemiş,
  • ileri tetkik seçeneklerini gereği gibi sunmamış,
  • ailenin bilinçli karar verme imkânını ortadan kaldırmıştı.

Bu nedenle çocuk adına bakıcı gideri, iş göremezlik ve manevi tazminat; anne ve baba adına da manevi tazminat talep edildi. Dava, hekimin tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortasını düzenleyen sigorta şirketine yöneltildi.

Uyuşmazlıkta hekimin çocuğun Down sendromlu olmasına sebep olduğu iddia edilmiyordu. Down sendromu, hekim müdahalesinden kaynaklanmayan kromozomal bir durumdu. Tartışılan husus, bu durumun gebelikte tespit edilememesi veya aileye zamanında bildirilmemesiydi.

Yargıtay hangi kararı verdi?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 18 Ekim 2022 tarihli kararında iki önemli gerekçeye dayandı.

İlk gerekçe, çocuk adına ileri sürülen tazminat talebinin niteliğiyle ilgiliydi. Yargıtay’a göre bu talebin kabulü, çocuğun hekime karşı özünde “Neden dünyaya gelmeme engel olmadın?” şeklinde bir iddia ileri sürmesi anlamına gelecekti.

Daire, böyle bir yaklaşımın çocuğa “var olmama hakkı” tanınması sonucunu doğuracağını ve bunun hukuken korunamayacağını belirtti.

İkinci gerekçe ise nedensellik bağına ilişkindi. Dosyadaki bilgilere göre anne gebelik boyunca yalnızca sigortalı hekim tarafından takip edilmemiş, farklı doktorlara da başvurmuştu. Ayrıca istenen tetkiklerin sonuçlarının sigortalı hekime sunulduğu ve buna rağmen gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı somut biçimde kanıtlanamamıştı.

Yargıtay bu nedenle hekimin davranışı ile ileri sürülen zarar arasında yeterli nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna ulaştı ve davanın reddedilmesi gerektiğine karar verdi.

Karar künyesi: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1620, K. 2022/7142, T. 18.10.2022. Karar, Adalet Bakanlığı UYAP İçtihat Sistemi’nde yayımlanmıştır.

“İstenmeyen yaşam” ve “istenmeyen doğum” davaları arasındaki fark

Bu tür uyuşmazlıklarda iki farklı tazminat talebinin birbirinden ayrılması gerekir.

Çocuğun açtığı “istenmeyen yaşam” davası

Çocuğun kendi adına ileri sürdüğü talep, hukuk literatüründe “istenmeyen yaşam” veya wrongful life davası olarak adlandırılmaktadır.

Bu talepte çocuk, hekimin zamanında tanı koymaması veya aileyi bilgilendirmemesi nedeniyle engelli olarak dünyaya geldiğini ve yaşamı boyunca ek giderlere katlanacağını ileri sürmektedir.

Buradaki temel hukuki sorun, çocuğun mevcut yaşamı ile hiç dünyaya gelmemiş olması arasında bir zarar karşılaştırması yapılmasının mümkün olup olmadığıdır.

Yargıtay, yaşamın kendisinin zarar olarak kabul edilemeyeceği ve çocuğun dünyaya gelmemiş olmasının daha avantajlı bir durum olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir. Bu nedenle yalnızca genetik durumun gebelikte tespit edilememesine dayanan çocuk taleplerine olumsuz yaklaşmaktadır.

Anne ve babanın açtığı “istenmeyen doğum” davası

Anne ve babanın talepleri ise farklı bir hukuki temele dayanabilir. Bu davalar literatürde “istenmeyen doğum” veya wrongful birth davası olarak adlandırılmaktadır.

Ebeveynler, çocuğun yaşamını zarar olarak nitelendirmek yerine, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle gebelik süreci hakkında bilinçli karar verme imkânından mahrum bırakıldıklarını ileri sürebilir.

Bu nedenle çocuğun talebiyle anne ve babanın talepleri aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulmamalıdır. Nitekim Yargıtay’ın sonraki kararlarında çocuk ve ebeveynlerin talepleri ayrı ayrı incelenmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23 Kasım 2023 tarihli kararında, çocuk adına ileri sürülen talebin yaşam ve kişilik haklarıyla bağdaşmadığı belirtilirken, ebeveynlerin talepleri bakımından hekimin bilgilendirme yapıp yapmadığı ayrıca değerlendirilmiştir.

Karar, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırıyor mu?

Hayır.

Yargıtay’ın “var olmama hakkı” yaklaşımı, özellikle çocuk adına ileri sürülen tazminat talebiyle ilgilidir. Karardan, gebelik takibi yapan hekimin Down sendromu riski, tarama testleri veya ileri tanı yöntemleri hakkında hastayı bilgilendirme yükümlülüğünün bulunmadığı sonucu çıkarılamaz.

Sağlık Bakanlığı da doğum öncesi dönemde anne adaylarının fetal anomaliler, kromozomal farklılıklar, tarama testleri ve ultrason incelemeleri konusunda bilgilendirilerek gerekli yönlendirmelerin yapılması gerektiğini belirtmektedir. Tarama testleri kesin tanı koymaz; belirli kromozomal durumlar bakımından risk değerlendirmesi yapılmasını sağlar. Sağlık Bakanlığı bilgilendirmesi

Hekimin aydınlatması genel olarak şu konuları kapsamalıdır:

  • Önerilen tarama testinin amacı,
  • testin hangi gebelik haftalarında yapılabileceği,
  • test sonucunun kesin tanı anlamına gelmediği,
  • yanlış pozitif veya yanlış negatif sonuç ihtimali,
  • riskli sonuç alınması hâlinde başvurulabilecek ileri incelemeler,
  • invaziv tanı yöntemlerinin muhtemel fayda ve riskleri,
  • hastanın önerilen incelemeyi kabul veya reddetmesinin sonuçları.

Burada hekimin görevi hastayı belirli bir karara zorlamak değil, hastanın anlayabileceği şekilde bilgi vererek bilinçli karar almasını sağlamaktır.

Aydınlatmanın yazılı yapılması zorunlu mu?

Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göre aydınlatmanın her durumda yazılı yapılmasını zorunlu kılan genel bir kural bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak gerçekleştirilebilir.

Ancak aydınlatmanın yapılmasıyla bunun daha sonra ispatlanabilmesi farklı konulardır.

Hekim ve sağlık kuruluşu, hastanın yeterli biçimde bilgilendirildiğini gerektiğinde kanıtlayabilmelidir. Hasta dosyası, gebe takip formu, konsültasyon kayıtları, test istemleri, sevk belgeleri ve hastanın kabul veya ret beyanları bu noktada önem taşır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; aydınlatmanın yapılıp yapılmadığının hastanın yaşı, eğitimi, sosyal ve kültürel düzeyi ile hekim ve hastane tarafından tutulan kayıtlar birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. Konuya ilişkin tıbbi ve hukuki değerlendirmeler, Adli Tıp Dergisi’nde yayımlanan çalışmada ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Bu nedenle sözlü bilgilendirme hukuken geçerli olsa bile, özellikle gebelik takibi gibi ileride ciddi uyuşmazlıklara konu olabilecek alanlarda bilgilendirmenin tıbbi kayıtlara açıkça işlenmesi güvenli yaklaşımdır.

Hekimler açısından karardan çıkarılması gereken dersler

Karar, eksiksiz tıbbi kayıt tutulmasının önemini bir kez daha göstermektedir.

Gebelik takibini yapan hekimin yalnızca “test önerildi” şeklinde genel bir kayıt oluşturması her zaman yeterli olmayabilir. Kaydın mümkün olduğunca şu hususları göstermesi yararlı olacaktır:

  1. Hastaya hangi test veya tetkikin önerildiği,
  2. testin tarama mı yoksa tanı amacı mı taşıdığı,
  3. testin sınırları ve risklerinin açıklandığı,
  4. ileri inceleme seçeneklerinin anlatıldığı,
  5. hastanın öneriyi kabul veya reddettiği,
  6. ret hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçların açıklandığı,
  7. gerekli görüldüğünde hastanın ilgili uzmanlık alanına yönlendirildiği.

Özellikle hastanın bir testi veya sevki reddetmesi hâlinde bu durumun tarih belirtilerek kaydedilmesi ve mümkünse hastanın imzasıyla doğrulanması, ileride ortaya çıkabilecek ispat sorunlarını azaltabilir.

Aileler açısından dikkat edilmesi gerekenler

Gebelik takibi sırasında bir tarama veya tanı sürecinin eksik yürütüldüğü düşünülüyorsa, öncelikle bütün tıbbi kayıtların toplanması gerekir.

Bunlar arasında;

  • gebe takip dosyası,
  • ultrason raporları,
  • laboratuvar sonuçları,
  • ikili ve üçlü tarama testi kayıtları,
  • NIPT sonuçları,
  • amniyosentez veya koryon villus örneklemesi önerileri,
  • sevk ve konsültasyon kayıtları,
  • onam ve ret belgeleri

yer alabilir.

Dava açılmadan önce hangi hekimin gebeliğin hangi döneminde takip yaptığı, hangi testin ne zaman önerildiği ve sonuçların hangi hekime sunulduğu kronolojik olarak belirlenmelidir. Birden fazla sağlık kuruluşuna başvurulmuş olması, sorumluluğun ve nedensellik bağının tespitini doğrudan etkileyebilir.

Sonuç: Yaşam zarar olarak kabul edilebilir mi?

Yargıtay’ın yaklaşımına göre bir çocuğun dünyaya gelmiş olması, tek başına hukuken tazmin edilmesi gereken bir zarar değildir. Genetik durumun gebelikte tespit edilemediği gerekçesiyle çocuk adına tazminat talep edilmesi, hukuken korunmayan bir “var olmama hakkı” sorununu ortaya çıkarmaktadır.

Bununla birlikte bu yaklaşım, hekimin gebelik takibinde özenli davranma, gerekli testleri önerme, sonuçları değerlendirme ve hastayı anlayabileceği biçimde bilgilendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Her somut olayda;

  • hekimin takip süresi,
  • yapılan testler,
  • hastaya verilen bilgiler,
  • tıbbi kayıtların içeriği,
  • hastanın kabul veya ret beyanları,
  • kusur, zarar ve nedensellik bağı

ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla “Down sendromlu doğumlarda hiçbir şekilde tazminat istenemez” biçiminde genel bir sonuca varmak doğru değildir. Yargıtay’ın güncel yaklaşımı özellikle çocuk adına, yalnızca dünyaya gelmiş olmaya dayandırılan talepleri reddetmekte; ebeveynlerin aydınlatma hakkına dayalı taleplerini ise somut olayın delillerine göre ayrıca incelemektedir.

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her uyuşmazlık kendi tıbbi kayıtları, takip süreci ve delilleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Sık Sorulan Sorular

Down sendromlu doğan çocuk doktor aleyhine tazminat davası açabilir mi?

Yargıtay’ın güncel yaklaşımına göre, talep yalnızca Down sendromunun gebelikte tespit edilmemesi ve çocuğun dünyaya gelmiş olması gerekçesine dayanıyorsa çocuk adına tazminat istenmesi hukuken korunmamaktadır. Hekimin doğrudan sebep olduğu ayrı bir bedensel zarar bulunması ise farklı değerlendirilir.

Anne ve baba tazminat isteyebilir mi?

Anne ve babanın aydınlatma yükümlülüğünün ihlaline dayanan talepleri çocuk adına ileri sürülen talepten farklıdır. Ancak hekimin yükümlülüğünü ihlal ettiği, hukuken korunan bir zararın doğduğu ve bu ihlalle zarar arasında nedensellik bağı bulunduğu kanıtlanmalıdır.

Tarama testi Down sendromu tanısı koyar mı?

Hayır. Tarama testleri belirli kromozomal durumlar bakımından risk hesaplar. Kesin tanı için somut olayın özelliklerine göre genetik inceleme ve uygun tanısal yöntemler gerekebilir.

Hekimin sözlü bilgilendirmesi yeterli midir?

Aydınlatma kural olarak sözlü veya yazılı yapılabilir. Bununla birlikte bilgilendirmenin içeriğinin tıbbi kayıtlara geçirilmesi, olası bir uyuşmazlıkta ispat açısından büyük önem taşır.

Bir Cevap Yazın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız