Malpraktis Davalarında İspat Yükü Kimdedir?
Hekim ve sağlık kuruluşlarının faaliyetleri her zaman tıbbın öngörülebilir sınırları dahilinde yapılsa da zaman zaman istenmeyen sonuçlarla karşılaşmak kaçınılmaz olabilir. Bu noktada “malpraktis” yani tıbbi kötü uygulama iddiası gündeme gelirken, en çok merak edilen konulardan biri de açılan davalarda ispat yükünün kimde olduğudur. Hem hastalar hem de sağlık çalışanları için hayati öneme sahip bu sorunun yanıtı, ülkemizde geçerli olan hukuki mevzuat ve yargı kararları doğrultusunda şekillenmektedir.
Malpraktis Nedir?
Hukuki bakımdan malpraktis; hekimin bilgisizlik, deneyimsizlik veya ilgisizlik nedeniyle hastasına zarar vermesi olarak tanımlanır. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre haksız fiil kavramı kapsamında değerlendirilir. Hekimlerin hukuki sorumluluğu ise, çoğunlukla “hizmet kusuru” veya “sözleşmeden kaynaklanan güven ilişkisine aykırılık” çerçevesinde incelenir.
İspat Yükünün Temel İlkesi
Malpraktis davalarında en temel mesele, zararın ve bu zararın tıbbi müdahaleden kaynaklandığının nasıl ispatlanacağıdır. Hukuk sistemimizde genel ilke, iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olmasıdır. Yani kural olarak ispat yükü hastadadır. Hasta, zarara uğradığını ve bu zararın hekimin kusurlu eyleminden kaynaklandığını ortaya koymak zorundadır (6098 sayılı TBK m. 6, m. 49).
Hasta Açısından İspat Yükü
Hastanın açtığı bir malpraktis davasında, öncelikle hastanın zarara uğradığını, uğradığı zararın tıbbi müdahale sonucunda oluştuğunu ve bu zararda hekimin kusurunun bulunduğunu ispat etmesi gerekir. Bunun için genellikle, tıp alanında uzman bilirkişi raporları önemli rol oynar. Özellikle özel hastanelerde ya da serbest çalışan hekimlerde uygulama bulduğu üzere, hasta ile hekim arasında bir sözleşme ilişkisi bulunduğunda, hekim özen yükümlülüğü kapsamında sorumlu olur.
Hekimin Sorumluluğu ve Kusur Karinesi
Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastaneleri veya kamu kurumlarında çalışan hekimler bakımından ise genellikle idareye karşı tam yargı davası (tazminat davası) açılır. Burada da ispat yükü bakımından esas kural değişmez; hasta kusurlu hizmeti ve zararı ispatlamakla yükümlüdür.
Bununla birlikte, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, hekim bazı durumlarda, tedavinin gerektirdiği dikkat ve özenin gösterildiğini, tanı ve tedavide kabul edilen standartlara uygun hareket edildiğini ortaya koymakla yükümlüdür. Özellikle tıbbi uygulamanın komplikasyon mu yoksa ihmal veya kusura mı dayandığı konusunda hekim, mesleki gereklilikleri yerine getirdiğini ispatlamalıdır.
Bazı Durumlarda İspat Yükünün Yer Değiştirmesi
Yargı uygulamasında kimi hallerde ispat yükü hafifletilebilir veya yer değiştirebilir. Özellikle tıbbi kayıtların tamamen hekimin veya sağlık kuruluşunun kontrolünde olması durumunda, belge ve bilgilere ulaşma imkanının sadece hekime ait olması sebebiyle, eksik veya yanlış belgelendirmeden kaynaklanan sonuçlar hekimin aleyhine değerlendirilir. Yani, tıbbi müdahalenin tüm aşamaları eksiksiz biçimde kaydedilmemişse, hekimin lehine çıkarım yapmak çoğu zaman mümkün olmaz.
Sonuç ve Değerlendirme
Malpraktis davalarında ispat yükünün kural olarak davacı yani hasta tarafında olduğu unutulmamalıdır. Ancak hekimin gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini ispatlaması gereken bazı özel haller ve komplikasyonlar da söz konusu olabilir. Davanın seyri sırasında bilirkişi raporları, tıbbi kayıtlar ve yargının objektif değerlendirmeleri belirleyici olmaktadır. Sonuç olarak, hekimlerin detaylı ve doğru şekilde kaydettikleri hasta dosyaları, hasta açısından ise süreç boyunca yaşananların belgelerle ortaya konulması, bu tür davalarda çok önemli rol oynar.
- Hukuki Dayanaklar:
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 49
- Yargıtay’ın yerleşik içtihatları
- Sağlık Bakanlığı düzenlemeleri ve ilgili Resmi Gazete mevzuatı

