Sünnet, toplumsal ve tıbbi nedenlerle yaygın olarak uygulanan cerrahi bir müdahaledir. Tıbbi bir işlem olması dolayısıyla, her cerrahi müdahale gibi belirli riskler ve potansiyel komplikasyonlar barındırır. Kanama, enfeksiyon, hatalı cerrahi tekniğe bağlı estetik veya fonksiyonel bozukluklar gibi istenmeyen durumlar yaşandığında, hem hastalar hem de hekimler için hukuki bir süreç gündeme gelebilir. Bu süreç, mağduriyetin tespiti ve giderilmesi amacını taşır ve belirli aşamalardan oluşur.
Tıbbi Müdahale Olarak Sünnet ve Hukuki Sorumluluk
Hukuken sünnet, bir tıbbi müdahale olarak kabul edilir ve bu müdahaleyi gerçekleştiren hekim ile hasta (veya velisi/vasisi) arasında bir vekalet ilişkisi kurulduğu varsayılır. Bu ilişki çerçevesinde hekim, işlemi gerçekleştirirken güncel tıp biliminin standartlarına ve mesleki özen yükümlülüğüne uymak zorundadır. Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen maddeleri uyarınca, hekimin kusurlu bir eylemiyle hastaya zarar vermesi durumunda bu zararı tazmin etme sorumluluğu doğar. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da hekimin, mesleki standartlara ve bilimsel kurallara uygun davranma yükümlülüğünü vurgulamaktadır.
Hukuki sorumluluğun doğmasındaki en önemli unsurlardan biri de “Aydınlatılmış Onam” ilkesidir. Hekim, işlem öncesinde aileyi sünnetin riskleri, olası komplikasyonları ve alternatifleri hakkında yeterli ve anlaşılır bir dilde bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu bilgilendirmenin usulüne uygun yapılmaması, başlı başına bir sorumluluk nedeni olabilir.
Hukuki Sürecin Aşamaları
Sünnet komplikasyonları sonrasında izlenecek hukuki yol, olayın özelliklerine ve işlemin yapıldığı sağlık kuruluşunun niteliğine göre değişiklik gösterebilir. Ancak süreç genel olarak üç ana aşamada ilerler.
1. Şikâyet ve Soruşturma Aşaması
Komplikasyon yaşayan bir hasta yakını, süreci başlatmak için çeşitli yollara başvurabilir. Ceza hukuku açısından, hekimin eyleminde bir taksir şüphesi varsa (dikkatsizlik, tedbirsizlik veya meslekte acemilik), Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulabilir. Ayrıca, hekimin bağlı olduğu Tabipler Odası’na disiplin soruşturması başlatılması için şikâyet dilekçesi verilebilir. Eğer sünnet işlemi bir devlet hastanesinde yapıldıysa, dava açmadan önce ilgili idareye (İl Sağlık Müdürlüğü veya Bakanlık) başvuru yapılması bir zorunluluktur.
2. Bilirkişi Raporunun Önemi
Tıbbi uygulama hatası (malpraktis) davaları, teknik bilgi gerektiren özel davalardır. Hâkim, hekimin bir kusuru olup olmadığını, yapılan müdahalenin tıp biliminin gereklerine uygun yapılıp yapılmadığını ve komplikasyonun öngörülebilir ve önlenebilir bir hata mı yoksa tıp dilinde kabul edilebilir bir risk mi olduğunu tek başına tespit edemez. Bu nedenle, davanın en kritik delili bilirkişi raporudur.
- Mahkeme, dosyayı Adli Tıp Kurumu’na veya üniversitelerin ilgili anabilim dallarından seçilen (üroloji, çocuk cerrahisi gibi) uzman hekimlerden oluşan bir heyete gönderir.
- Bilirkişi heyeti, tıbbi kayıtları, raporları ve mevcut durumu inceleyerek hekimin kusurlu olup olmadığına dair bilimsel ve teknik bir görüş bildirir.
- Bu rapor, mahkemenin vereceği kararda büyük ölçüde belirleyici olmaktadır.
3. Maddi ve Manevi Tazminat Davası
Bilirkişi raporuyla hekimin kusurlu olduğu ve komplikasyonun bu kusurdan kaynaklandığı tespit edilirse, hasta tarafının tazminat hakkı doğar. Dava, işlemin yapıldığı yere göre farklı mahkemelerde açılır:
- Özel Hastane veya Muayenehane: Hekime veya sağlık kuruluşuna karşı Tüketici Mahkemeleri veya Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde maddi ve manevi tazminat davası açılır.
- Devlet Hastanesi: İdareye karşı, idari hizmetin kusurlu işlemesi nedeniyle İdare Mahkemeleri’nde tam yargı davası açılır.
Maddi tazminat, komplikasyon nedeniyle yapılan ek tedavi masraflarını, ilaç giderlerini ve gelecekte yapılması muhtemel masrafları kapsar. Manevi tazminat ise çocuğun ve ailenin yaşadığı acı, üzüntü ve psikolojik travmanın karşılığı olarak talep edilir.

Anahtar Kelime : saglik hukuku

