Sağlık hizmeti, doğası gereği insan hayatı ve beden bütünlüğüyle doğrudan ilişkilidir. Bu hizmetin sunumunda görev alan hekim, hemşire ve diğer tüm sağlık personellerinin mesleki faaliyetlerini yürütürken uymakla yükümlü oldukları bir dikkat ve özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün ihlali, istenmeyen zararlı sonuçlara yol açabilir ve sağlık personelinin hukuki ve cezai sorumluluğunu gündeme getirebilir. Bu yazıda, sağlık personelinin taksirle yaralama suçundan kaynaklanan ceza sorumluluğu, suçun tipleri, şikayet süreci ve yargılama aşamaları ele alınacaktır.
Taksirle Yaralama Suçu Nedir?
Taksir, ceza hukukunda “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir fiilin öngörülebilir neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanır. Sağlık personeli açısından taksirle yaralama, tıbbi bir müdahale sırasında gerekli mesleki dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu hastanın vücuduna acı verilmesi veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olunmasıdır. Bu suçun temel ayrımı, fiilin kasten, yani bilerek ve isteyerek işlenmemiş olmasıdır. Taksirle yaralama suçu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 89. maddesinde düzenlenmiştir.
Suçun Temel Tipleri: Basit Taksir ve Bilinçli Taksir
Taksir, kendi içinde basit ve bilinçli taksir olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ayrım, cezanın belirlenmesinde önemli bir rol oynar.
- Basit Taksir: Sağlık personelinin, öngörülebilir bir zararlı sonucu öngöremeyerek dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesidir. Örneğin, standart bir prosedür sırasında gerekli hijyen kurallarına uymayan bir hemşirenin hastanın enfeksiyon kapmasına neden olması basit taksire örnek gösterilebilir.
- Bilinçli Taksir: Personelin, mevzuat veya mesleki teamüller gereği öngörmesi gereken zararlı sonucu öngörmesine rağmen, “bir şey olmaz” düşüncesiyle veya şansına güvenerek hareketine devam etmesi ve neticenin gerçekleşmesidir. Bilinçli taksir durumunda, suçun temel cezası TCK uyarınca artırılmaktadır.
Taksirle Yaralama Suçunun Nitelikli Halleri
Taksirle yaralama fiili sonucunda ortaya çıkan zararın boyutuna göre ceza ağırlaşabilmektedir. TCK m.89, bu nitelikli halleri detaylı olarak sıralamıştır:
- Mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesi.
- Vücutta kemik kırılmasına neden olunması.
- Yaşamı tehlikeye sokan bir duruma neden olunması.
- Yüzde sabit bir ize veya sürekli değişikliğe neden olunması.
- Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına veya düşmesine neden olunması.
Bu gibi durumlarda, kanunda öngörülen temel ceza belirli oranlarda artırılarak uygulanır. Ayrıca, aynı fiil ile birden fazla kişinin yaralanmasına sebep olunması da cezayı ağırlaştıran özel bir durum olarak düzenlenmiştir.
Şikayet Süresi, Zamanaşımı ve Uzlaştırma
Şikayet Süresi Ne Kadardır?
Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak mağdurun şikayetine bağlıdır. Mağdurun, yaralama fiilini ve faili (sağlık personelini) öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayette bulunması gerekmektedir. Bu süre hak düşürücü bir süredir ve sürenin geçirilmesi durumunda soruşturma veya kovuşturma yapılamaz.
Ancak, bilinçli taksirle işlenen ve TCK m.89/1 kapsamı dışındaki daha ağır neticelere yol açan durumlarda şikayet aranmaz. Bu hallerde, Cumhuriyet Savcılığı durumu öğrendiğinde resen (kendiliğinden) soruşturma başlatır.
Dava Zamanaşımı
Şikayet süresinden farklı olarak, bu suç için genel dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Yani, olay tarihinden itibaren 8 yıl geçtikten sonra bu suçtan dolayı bir ceza davası açılamaz.
Uzlaştırma Mümkün müdür?
Taksirle yaralama suçu, uzlaştırma kapsamındaki suçlardandır. Yargılama başlamadan önce dosya, bir uzlaştırmacıya gönderilir. Tarafların (mağdur ve sağlık personeli) uzlaşması halinde ceza davası açılmaz veya açılmış olan dava düşer.
Yargılama Süreci ve Görevli Mahkeme
Taksirle yaralama suçlarına bakmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemeleridir. Yargılama, suçun basit halinde “basit yargılama usulü” ile duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karara bağlanabilirken, nitelikli hallerde genel yargılama usulü uygulanarak duruşmalar yapılır. Yargılama sırasında mahkeme, Adli Tıp Kurumu’ndan veya üniversite hastanelerinden bilirkişi raporları alarak sağlık personelinin bir kusuru olup olmadığını, tıbbi standartlara uygun hareket edip etmediğini ve eylem ile ortaya çıkan zarar arasında bir illiyet (nedensellik) bağı bulunup bulunmadığını tespit etmeye çalışır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, hekimin veya sağlık personelinin cezai sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu bir davranışının varlığı ve bu davranışın zarara yol açtığının kesin olarak saptanması gerekmektedir.

Anahtar Kelime : saglik hukuku

