Hukuk ve tıp biliminin en çok kesiştiği alanlardan biri, kişilerin işledikleri iddia edilen suçlar karşısındaki ceza sorumluluklarıdır. Nörogelişimsel bozukluklar; otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), özgül öğrenme güçlüğü ve zihinsel yetersizlik gibi bireyin merkezi sinir sisteminin gelişimindeki aksaklıklardan kaynaklanan durumları ifade eder. Bu bozuklukların ceza adaleti sistemindeki yansıması, kişinin “kusur yeteneği” kavramı üzerinden şekillenmektedir. Hem hekimlerin hem de hasta ve hasta yakınlarının bu süreçteki hukuki hak ve sorumlulukları bilmesi büyük önem taşımaktadır.
Türk Ceza Kanunu Kapsamında Kusur Yeteneği
Türk hukuk sisteminde ceza sorumluluğunun temelini “kusur yeteneği” oluşturur. Kusur yeteneği, kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama (algılama yeteneği) ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme (irade yeteneği) kabiliyetidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 32. maddesinde bu konu düzenlenmiştir. TCK m. 32 uyarınca, fiili işlediği sırada akıl hastalığı veya benzeri nitelikteki nörogelişimsel bozukluklar nedeniyle algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişilere ceza verilmez; ancak bu kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu yetenekler tamamen ortadan kalkmamış ancak belirli ölçüde azalmışsa, kişiye verilecek cezada kanuni indirimler uygulanmaktadır.
Nörogelişimsel Bozuklukların Ceza Sorumluluğuna Etkisi
Nörogelişimsel bozukluklar her bireyde farklı düzeylerde ve semptomlarla kendini gösterir. Bu nedenle, hukuki süreçte her vaka kendi özel şartları çerçevesinde değerlendirilir:
- Zihinsel Yetersizlik: Bireyin zeka işlevlerinin ortalamanın altında olması, algılama yeteneğini doğrudan etkiler. Hafif, orta veya ağır düzeydeki zihinsel yetersizlikler, TCK m. 32 kapsamında değerlendirilerek ceza sorumluluğunu tamamen kaldırabilir veya hafifletebilir.
- Otizm Spektrum Bozukluğu: Otizmli bireylerin sosyal iletişim ve davranış kontrol mekanizmalarındaki sınırlılıklar, suç teşkil eden bir eylem sırasında eylemin hukuki sonuçlarını kavramalarını zorlaştırabilir. Ağır otizm vakalarında irade yeteneğinin etkilendiği kabul edilebilmektedir.
- Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB): Genellikle tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldıracak düzeyde bir akıl hastalığı olarak kabul edilmese de, dürtüsellik seviyesinin çok yüksek olduğu durumlarda ve eşlik eden diğer psikiyatrik tablolarla birlikte değerlendirildiğinde davranış yönlendirme yeteneği üzerinde hafifletici bir unsur olarak ele alınabilmektedir.
Tıbbi Değerlendirme ve Adli Tıp Raporlarının Rolü
Bir sanığın nörogelişimsel bozukluğunun ceza sorumluluğuna etkisini hakim tek başına tayin edemez. Bu durum, tıp biliminin ve uzmanlığının konusudur. Mahkemeler, sanığın fiili işlediği sırada kusur yeteneğinin olup olmadığını tespit etmek amacıyla tam teşekküllü ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinden, üniversite tıp fakültelerinin psikiyatri anabilim dallarından veya Adli Tıp Kurumu’ndan resmi sağlık kurulu raporu talep etmek zorundadır. Hekimler tarafından hazırlanan bu raporlarda, kişinin gelişimsel durumu, tanı kriterleri ve suçun işlendiği andaki akli melekeleri bilimsel yöntemlerle analiz edilir.
Yargıtay’ın Yerleşik İçtihatları ve Uygulama Esasları
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da önemle vurgulandığı üzere, sanıkta nörogelişimsel bir bozukluk veya zihinsel gerilik şüphesi bulunması halinde, bu durumun ceza sorumluluğuna etkisi araştırılmadan hüküm kurulamaz. Yargıtay, alt derece mahkemelerinin eksik incelemeyle karar vermesini bozma sebebi saymakta ve mutlaka TCK’nın 32. maddesi kapsamında bilimsel ve denetime elverişli bir adli tıp raporu alınması gerektiğini belirtmektedir. Adli makamlar, kişinin suçu işlediği andaki psikolojik ve nörolojik durumunun kesin tespiti için tıbbi geçmişi, okul kayıtlarını, varsa daha önce alınmış engelli sağlık kurulu raporlarını titizlikle inceler.
Sonuç
Nörogelişimsel bozukluğu olan bireylerin adalet sistemi içerisinde haklarının korunması, adil yargılanma hakkının en temel gereğidir. Hem sağlık çalışanlarının doğru teşhis ve raporlama süreçleri hem de hukukçuların TCK m. 32 kapsamında geliştirdikleri savunmalar, adaletin doğru tecelli etmesini sağlar. Bu süreçte tıp ve hukuk disiplinlerinin multidisipliner bir yaklaşımla çalışması hayati bir önem taşımaktadır.

Anahtar Kelime : nörogelişimsel bozukluklar sorumluluk

